Kumların üzerine vuran gölgelerine bakarken huzurla iç geçirdi. Eli yürüyüşünün ritmiyle Deniz'in eline çarpıyordu. Birkaç saniye sonra Deniz'in elini tuttuğunu hissetti, dönüp baktığında onun da en az kendisi kadar huzurlu göründüğünü fark etti. Nihayet doktorun evine çıkan sahil kapısına vardıklarında Hira, Deniz'in elini bırakmadan,
"Evden ayrılacağım." dedi kısık sesle. Dalgaların sahile vururken çıkardığı sesler, kelimelerinin üzerini hafifçe örtüyordu. Deniz, başını evet anlamında sallarken,
"Gidecek daha iyi bir yer bulana dek depoda kalırız." dedi. "Artık ayrılmayalım."
Hira ister istemez gülümsedi ama sonra ciddileşerek,
"Yine de işi bırakmak istemiyorum." dedi. "Paraya ihtiyacımız olacak."
Deniz, serbest elini kaldırıp kızın saçlarını alnından geriye itti.
"Parayı dert etme." dedi. "Bir aydır seni aramaktan düşünmeye fırsatım olmadı ama artık iş aramaya başlarım."
"Kimliğin olmadan en fazla bir iki ay çalışabilirsin." dedi kız, garip bir hüzünle. "En azından işler yoluna girene dek çalışmak istiyorum. Hem bu işi seviyorum da."
Kısa bir sessizlikten sonra, Deniz başını evet anlamında belli belirsiz salladı. Bu küçük onaylama bile onu oldukça zorluyormuş gibi görünüyordu. Hira güven verircesine gülümsedi ve Deniz'in elini bırakıp,
"Beni burada bekle." dedi. "Doktorla yalnız konuşsam daha iyi olur."
Bakışlarında tereddütlü bir ifade belirdi ama Deniz'in cevabını beklemeden kapıyı açıp yamaçtaki basamaklara doğru hızlı adımlarla ilerledi.
Basamakları bitirdiğinde nefes nefese kalmıştı. Evin arka kapısını açıp içeri girerken, doktorun uyumamış olmasını ümit ediyordu. Muayene odasının ışığının açık olduğunu gördüğünde rahatladı ve yavaş adımlarla muayene odasına gidip kapıyı çaldı. İçeriden ses gelmeyince, tereddütle kapıyı aralayıp içeri baktı. Doktor, pencereden sahili izliyordu.
"Girebilir miyim?"
Adam belli belirsiz bir mırıltıyla onayladı.
Hira, içeri girip kapıyı kapattı ve bir süre ne söyleyeceğini bilemeyerek duraksadı. Odada duyulan tek ses, beyaz ve büyük monitörlü bilgisayardan gelen uğultuydu. Boğazını temizledikten sonra,
"Evden ayrılmam gerekiyor, sanırım." dedi. "Bunca zaman bana evinizi açtığınız için minnettarım. Ayrıca siz de izin verirseniz, işe devam etmek istiyorum."
Arkasını döndüğünde, adamın morarmış dudağını görerek bir an için sarsıldı. Gözlerini istemsiz olarak, adamın yüzünden utançla kaçırdı. Kurduğu cümleler fena halde acınası gelmeye başlamıştı.
"Sen nasıl istiyorsan öyle olsun." dedi adam soğuk ve hırıltılı bir sesle. "O iki adamı evimin sınırlarına sokmadığın sürece, nasıl istiyorsan öyle yap."
"Üzgünüm." dedi Hira. "Bugün yaşananların bir daha tekrar etmeyeceğine söz veriyorum."
Adam, umursamaz bir tavırla başını evet anlamında salladı. Geniş ve sarsak adımlarla odayı arşınlayıp dışarı çıktı, kapıyı çarparak kapattı. Hira, burnuna çarpan alkol kokusundan, adamın içtiğini tahmin etti. Doktorun evinde kaldığı bir ay boyunca, daha önce bir kez bile içtiğini görmemişti.
Bir süre, dağınık odaya göz gezdirdi, bakışları bilgisayarın üzerinde iki kez gidip geldi. Yutkundu ve dönüp kapıya göz attıktan sonra, kendini suçlu gibi hissederek masaya yaklaştı, doktorun dönen koltuğuna oturup fareyi güvensizce tuttu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KOLYE
Science Fiction"Güneş'in ölmeye başladığı zamanlarda, Dünya'yı başka bir galaksiye taşıyacak güce sahip iki kolye icat edilir. Ne var ki kolyeyi taşıyacak iki kişinin, insanlığı korumak adına ödemesi gereken ağır bir bedel vardır. " Yeni devirde, dengeler değişmi...
