Şeytanların savaşı - 26

26.1K 2.3K 451
                                        

Adam acele etmeksizin, perdenin arasında oturan kıza yaklaştı. Aydınlatmanın ışığında, kızın zayıf vücudunun ne kadar savunmasız olduğunu seçebiliyordu. Kızın aklındakileri görmekle aynı şey değildi bu. Canlı ve hızlanan nefesini duyabileceği kadar yakında olmakla aynı şey değildi. Savunmasızlığına rağmen siyah gözlerindeki meydan okuyan bakış, kaybedecek hiçbir şeyi kalmamışlara özgüydü. Tıpkı benim gibi, diye düşündü. Kıza bu yüzden böylesine yakınlık duyuyor olmalıydı. Çaresizliğini, kendi çaresizliği olarak görmeye başlamasının nedeni bu olmalıydı. Bu çağda yaşamaya başladığından beri, başkalarının zihniyle oynuyordu ve kızın bu yakın çaresizliği profesyonelliğine gölge düşürüyor; kendisinden şüphe etmesine neden oluyordu. Soğuk nefesini, burun deliklerinden öfkeyle dışarı verirken, kızın gözlerinde oluşan korkuyu gördü. Onu korkutmak zorundaydı, kızın kendisinden korkması gerekirdi, aksi takdirde elinden kaçıp gidecekti. Yaklaşıp kızın önünde diz çöktü ve alayla gülümsedi.

"Ne demiştin en son? Lanet herif. Umarım geberirsin?" Siyah maskenin arasından görülen gözlerini olabildiğince kıstı.

Hira, içi korkuyla ezilmesine rağmen perdeyi saçlarının üzerinden geriye atarak doğruldu.

"Söylemedim, düşündüm." dedi. "Ama istersen senin için söze de dökebilirim?"

Adamın gözlerindeki ifadenin donduğunu ve nefretle kısıldığını gördü. Belki biraz da şaşkınlık karışmıştı?

"İşte bu yüzden, kadınlara iyi davranılmaması gerektiğini savunurum." dedi. "Neyine güveniyorsun, bilmiyorum ki."

Adam, pelerinin arasından siyah bir bağ çıkarıp, kumaşı kızın gözlerine sertçe dokundurdu. Acıtacak kadar sıkarak, başının arkasından bağladı. Hira, elini kumaşa götürüp çekmeye yeltendi ama adamın soğuk elleri eline değince, elektrik çarpmış gibi geri çekti. Adam sertçe kollarına yapıştı ve kendisine çekerek ayağa kaldırdı. Elleri, adamın sert elleri arasında kelepçelenmiş gibiydi. Yabancının arkasından yürümeye zorlandığında, kör birinin tereddütlü adımlarıyla ilermeye başladı.

"Nereye gidiyoruz?"

Sesi, boş koridorda yankılanıp geri döndü.

"Gidince görürsün." dedi soğuk ses.

"Gözlerimi neden bağladın?"

"Sana güvenmiyorum."

Ne güzel, ben de sana.

Maskeli adamın düşünceyi görüp sırıttığını duydu.

"Onur duydum." dedi hırıltılı bir sesle.

Adam birden o kadar hızlandı ki Hira az kalsın kendi ayağına takılıp düşecekti. Yürüdükleri yol, yokuşa dönüştü. Önünde yürüyen adam onu çekmiyor olsaydı, öylesine bir yokuşu tek başına tırmanması imkansızdı. Dakikalar sonra yol tekrar düzleşti. Burnuna belli belirsiz yemek kokuları çarptı, birkaç dakika sonra sesler ve kahkahalar duydu. Uzaklarda bir yerde köpekler eşsiz bir melodide uluyordu. Sesler tekrar uzaklaşıp yok olurken, sürüklenmeye devam etti. Nihayet durduklarında, yorgunluğu topuklarını sızlatmaya başlamıştı. Gözlerindeki bağ sertçe çekildi ve görüsüne yeniden kavuştu. Ani ışık yüzünden gözlerini kıssa da birkaç saniye sonra alıştı.

Ellerini hala bırakmamış olan maskeli adam, önlerinde durdukları kapıya birkaç kez vurdu, içeriden yaşlı birine ait hırıltılı ses,

"Gir." diye seslendi.

Hira, yabancı nihayet ellerini serbest bıraktığında, açılan kapıdan içeri girdi. Adamın da arkasından içeri girip kapıyı kapattığını duydu.

KOLYEBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin