Siyah giyimli, zayıf ve uzun bir adam, ana kulenin tepesindeki odanın kapısını çalarken aynı zamanda ölümün de kapısını çalıyor olabileceğinin farkındaydı. Yine de içinde ümitsizlik ya da korkuya benzeyen tek bir duygu kırıntısı beslemiyordu. O güne kadar yaşayanlardan çok ölülerle uğraşmıştı; ölüm onun için yaşamak kadar sıradandı. Üstelik her zaman, yaşamaya çıkan kestirme bir yol bulunurdu. Tahta kapının ardından gelen hırıltılı sesi duyduğunda içeri girdi ve yoldaşlara özel bir selamla, yaşlı adamı selamladı.
"Emrinizdeyim, efendim." diye mırıldandı.
Kulenin efendisi, sırtı kapıya dönük, şehirden uzak, ıssız gökyüzünü izliyordu. Eskisinden daha sağlıksız nefes alıyor ve elindeki iğneye benzer küçük bıçağı parmaklarının arasında ustalıkla çeviriyordu.
"Gerçekten öyle misin?" dedi arkasını dönmeden. Ses, soğuk ve yorgundu. Hala kapının önünde dikilmekte olan siyah giyimli adam, tecrübelerine güvenerek bu tuzak soruya cevap vermedi.
Yaşlı adam sonunda yüzünü kapıya döndü ve ağır adımlarla gidip pencerenin yanındaki eski püskü kahverengi koltuğa oturdu. Gürültüyle öksürdü.
"Başarısız oldun." diye devam etti.
Siyah giyimli adam, efendinin ağzından çıkan bu iki kelimeyi, daha önce de bir kez duymuştu. Fakat bu, artık anımsayamayacağı kadar uzun bir süre önceydi. Tıpkı o zaman yaptığı gibi, başını eğdi ve gözlerini yere dikti.
"Kız direnç gösteriyor, efendim." dedi. "Bu daha önce karşılaşmadığımız bir durum."
"Dünyada istisnalar yoktur, genç adam. İşini iyi yapanlar ve kötü yapanlar vardır."
"Evet, efendim." dedi. Bahane, itiraz, sebepler; bunların hiçbiri kulede geçerli olan kavramlar değildi.
"Öldürmeyi sevmediğimi biliyorsun." Yaşlı adam, yerinden kalkmış ve ağır adımlarla kapının yanındaki siyah giyimli adama doğru yürümeye başlamıştı. "Ama işini kötü yapanları silmek, başarmak zorunda olduğum bir külfet."
Elindeki iğneye benzer parlak bıçak, yaşlı adamın parmaklarının arasında daha hızlı dönmeye başladı. Genç adam, vücuda girdiğinde radyoaktif bir maddeye dönüşebilen bıçağa baktıktan sonra, korkusuz gözlerle yaşlı adama döndü. Ölüyorsanız eğer, kibarlık göstermenin pek bir anlamı yoktu.
"Kız diğerlerinden farklı." dedi.
"Evet, evet. Bunu zaten söylemiştin." Yaşlı adamın gülümsemesi, az sonra avını pişirecek bir avcı kadar hevesli ve aceleciydi.
"Kıza kolyeleri yok ettirmeye çalışmak yalnızca geçici bir çözüm. Ona perdenin arkasını gösterin, gerisi çorap söküğü gibi gelecektir."
Yaşlı adamın tebessümü, öksürüklerle kesilen uzun bir kahkahaya dönüştü ve nihayet kendine geldiğinde:
"Çok değişmissin, C." diye mırıldandı. "Bu devrin insanlarını çözdüğünü sanıyordum."
"Gördüm." dedi genç adam. "Kızın içini gördüm. Onun diğerlerinden farklı olduğuna eminim."
Yaşlı adamın gözlerinden, saklanmış bir tereddütün gölgesi geçer gibi oldu.
"Sana inanmam için bir sebep ver."
Genç adam, efendisinin kırışık ve kızarık küçük gözlerine bakarken, uzunca bir süre düşündü. Bugün de ölümü atlatmayı başarırsa bir kez daha hata yapma lüksü olmayacağını biliyordu. Bakışlarındaki cesareti son damlasına kadar harcayarak:
"Canımı ortaya koyuyorum." dedi.
Küçük parlak bıçak, karanlık gölgelerin arasında yok oldu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KOLYE
Ciencia Ficción"Güneş'in ölmeye başladığı zamanlarda, Dünya'yı başka bir galaksiye taşıyacak güce sahip iki kolye icat edilir. Ne var ki kolyeyi taşıyacak iki kişinin, insanlığı korumak adına ödemesi gereken ağır bir bedel vardır. " Yeni devirde, dengeler değişmi...
