Uin'in enerji hakkında anlattıklarını bir kenara koyacak olursa, o gün enstitü kavramı hayatına girdiğinden beri geçirdiği en sıradan ve huzurlu gündü. En azından akşam üzerine kadar öyle düşünüyordu. Hira çok sonraları dönüp o günü hatırladığında, içi pişmanlıkla sızlayacak; o gece başına gelenleri yaşamamış olsaydı hayatında nelerin değişmiş olabileceğini düşünmeden edemeyecekti. Ancak o an için elbette bunları bilmesi mümkün değildi. Akşam yemeği nedeniyle tamamen boşalan dersliğin içinde tek başına, başını sıraya koymuş uyukluyordu. Son iki gündür midesine adam akıllı lokma girmemiş olmasına rağmen, aç hissetmiyordu. Akşam yemeğine gidip atıştırmak için kendini zorlarsa, kusacağını ve yemek salonunun ortasında kendisini rezil edeceğini biliyordu. Bu kadar hassaslaşmış olması canını sıkıyordu ama yine de herhangi birine endişelerini anlatıp yardım isteyecek değildi. Akşamın karanlığı dersliğe düşmeye başladığında gürültüyle esnedi, tam o sırada kafasının içinde tok bir ses yankılandı.
'Herkesin ayak altından çekildiği uygun bir zaman...'
Hira sesin demek istediklerini algıladığı anda kafasını sıradan kaldırdı ve içinde doğan paniği gizlemeye çalıştı.
"Bu kadar erken mi?" dedi kısık sesle. Keşif saçmalığının çok uzun bir zamana mal olabileceğini düşünmüştü hep. Laboratuvar öyle istediğiniz zaman girip çıkabileceğiniz, korunaksız bir yer değildi. Yabancı, bunu kendisinden çok daha iyi biliyor olmalıydı.
'Vaktimiz gittikçe azalıyor, farkında bile değilsin.'
"Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Gerçekten, yapabileceğimi hiç sanmıyorum."
Ayakları ihtimallerin karşısında bile şimdiden titremeye başlamıştı. Ellerini, soğukluğunu giderebilmek için bacaklarının altına yerleştirdi.
'Sen bilmiyor olabilirsin ama ben biliyorum. Yalnızca beni dinle.'
Hira sesteki kendinden emin tonu ve itiraz kabul etmeyecek kesinliğini hissetmişti. Eninde sonunda anlaşmaya uyacaktı, geçiştirmek ya da ertelemek onu daha fazla strese sokacaktı. Ayağa kalktı ve bir rüyada yürür gibi kapıya ilerledi. Koridora çıktığında, etrafın sessiz ve tenha olduğunu gördü. Temkinli adımlarla asansöre ilerlerken, kafasındaki ses artık duyulmuyordu.
Asansörde beyaz gömlekli iki orta yaşlı adamdan başka hiç kimse yoktu. İkisi de laboratuvar katında kendisiyle birlikte indiklerinde şaşırarak asansörün kenarında bekledi ve uzaklaşan iki adama gözlerini dikti. Sağdaki adam arkasını dönüp garip bir bakış attığında, Hira telaşla kafasını çevirdi ve adamların zıt yönünde yürümeye başladı. Gizlice geriye baktığında adamların önlerine döndüklerini ve yollarına devam ettiklerini gördü. Parmak uçlarına basarak yeniden adamların yürüdükleri yöne döndü ve duvar diplerine sürünerek peşlerinden ilerledi. Neden takip ettiğini bile bilmiyordu ama içindeki his, adamları takip etmenin kendisi için önemli olduğunu söylüyordu. İki adam kurtarıcı laboratuvarının önünde durduklarında, kaşlarını çatarak baktı. Naif ve Michael dışında laboratuvara adım atabilen hiçbir bilim adamı olmadığını sanıyordu ama adamlardan biri çoktan güvenlik cihazına şifreleri girmeye başlamıştı. Birkaç dakikalık beklemeden sonra adamlar etrafını kontrol ederek - bu sırada Hira hızla duvarın arkasına çekilmişti - laboratuvara girdi, kapı arkalarından sessizce kapandı.
"Ne demek bu?" diye mırıldandı kısık sesle.
'Yürü demek, peşlerinden git.'
"Şifreyi bilmiyorum, gitsem ne olacak." dedi sinirle. Neden sesli konuştuğunu bilmiyordu. Kafasındaki ses öfkeyle tısladığında, sesli konuşmasının tehlikeli olabileceğini düşünerek içinden konuşmaya karar verdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
KOLYE
Science Fiction"Güneş'in ölmeye başladığı zamanlarda, Dünya'yı başka bir galaksiye taşıyacak güce sahip iki kolye icat edilir. Ne var ki kolyeyi taşıyacak iki kişinin, insanlığı korumak adına ödemesi gereken ağır bir bedel vardır. " Yeni devirde, dengeler değişmi...
