8︙ ❝Ait olduğun yer burası değil.❞

365 32 0
                                    

Bölüm şarkısı; powerless, adrian von ziegler

İyi okumalar.

Dinleniyordum. Jeongguk odama bir kimsenin girmesine izin vermiyor, ben ona seslenince yanıma geliyordu. Durumdan hoşnuttum, dinlenmeye ihtiyacım vardı. Zihnimin de rahatladığını söylemek mümkündü lakin o kanı içtikten sonra içimde bir şeylerin koptuğunu hissediyordum. Ağzım sürekli sulanıyor, dişlerim kaşınıyordu. Jeongguk odaya girdiğinde gözlerimi pürüzsüz beyaz boynundan çekemiyor, onu kendime çekip boynuna öpücükler dizmekle yetinmeye çalışıyordum. Ne istediğimden tam olarak emin de değildim gerçi.

"Jeongguk..." diyerek fısıldadım. Beni duyacağını söylediği için bağırmama gerek yoktu. Arkama yaslandım ve boynumu iki yana yatırarak kütlettim. Odanın kapısının açılmasıyla, saçlarımı elimle dağıttım. Saçlarımın her zaman dümdüz durmasından sıkılmıştım. "Efendim, bebeğim?"

"Buraya gelir misin?" Yanıma gelmiş bana üstten bakmaya başlamıştı. Elimi boynuna çıkarıp okşamaya başlamıştım. "Çok güzel..." diye fısıldamıştım kendime engel olamayarak. Gülümsedi bu dediklerim ile.

"Benden bir isteğin mi var?"

Gözlerimi boynundan çekmediğimi daha doğrusu çekemediğimi görünce yüzünde bariz bir şaşkınlık oluşmuştu. "Taehyung... Bir sıkıntı mı var?"

Ensesinden tutup onu kendime çektiğimde üzerime yığılmamak için koltuğun kolluklarına tutundu. Hemen boynunu emmeye başladım ben de. Bununla birlikte ağzından kısıkça bir inleme kaçmıştı. Dişlerimi sürtüp, derisine geçirmeye çalıştığımda sağ eli boynumu tuttu ve fısıldadı; "Ne yapmaya çalışıyorsun Taehyung?"

"Sadece..." dedim, "sadece içindeki şeyin tadına bakmaya çalışıyorum."

"Kan mı istiyorsun?"

____

Karşımdaki kadına baktım.

"Merak etme, bilinci açık değil." diye söyledi Jeongguk, büyük ihtimalle korkmamam için.

Kan istediğimi kendime yedirip Jeongguk'a kan istediğimi söylediğimde, ilk başta afallamış, sonra gülerek beklediğinden çabuk olduğunu söylemişti. Ancak sonrasında normalde şaşıracağım ama o günden sonra hiç şaşırmadığım bir cümle kurmuştu.

"Şaşırmam büyük hata gerçi, onun soyundan geliyorsun ne de olsa..."

Dediğim gibi şaşırmamıştım bu kelimeleri duyunca, kimin soyundan geldiğimi biliyordum. 

Jeongguk cesaret vermek istercesine omzumu sıvazladı ve "yapabilirsin, sadece git ve çakı ile şah damarını kes" diye fısıldadı. Yapabilirdim...

Jeongguk'un dışarıdan getirdiği kadına yaklaştım ve parlak görünen kıvırcık saçlarını yüzünün önünden çektim. Güzel olmadığını söylemek yalan olurdu. Uzun saçlarını elimde toplayıp sola doğru çektim. Şah damarının üzerine Jeongguk'un elime verdiği çakıyla bastırmadan geçtim. Kan akmaya başlamamıştı bile sadece çizik oluşmuştu. Midem ağzıma gelmişti bu kadarcık şey ile. Biraz daha boynuna yaklaştım, daha da net duyuyordum şimdi düzenli nefeslerini. Öğürdüm. Kusmamın yakın olduğunun bilinceydim. Ağzıma kusmuk geldiğinde koşarak Jeongguk'un yanına gitmiştim. İstiyordum, kadının kanını sonuna kadar emmek istiyordum, ama... Ama bu aynı şekilde de beni korkutuyordu. Jeongguk kollarını belime sardığında ben de onun beline sardım kollarımı ve başımı omzuna gömerek ağlamaya başladım.

"Ben şah damarını deleceğim, yapman gereken tek şey kanını emmek."

Başımı kaldırdım ve gözlerimi kaçırdım onun gözlerinden. Yanağıma buse kondurup baygın bedenin yanına gitti. Arkam dönük olduğu için şanslıydım. Sadece ses duyacaktım. Çıkan garip seslerle yutkundum, sonra Jeongguk'un hırıltılı bir sesle "gel." dediğini duydum ve hemen dönüp yanlarına gittim. Jeongguk'un damarları belirginleşmişti. Kadının kanını emmek için zor duruyor olduğunu anlamış. Biraz iğrentiyle dudaklarımı, kadının boynuna dayamış kanını emmeye başlamıştım. Küçükken de bazen parmaklarımdan herhangi biri kesildiğinde, kanı emerdim. Ama bu.. bu çok farklı bir olaydı. Ayrıca midem karadelik gibiydi şu an, asla doyamıyor kanın ağzımda bıraktığı hissi tattıkça daha fazla istiyordum.

Jeongguk iştahla emmeme gülmüş, beni uyarmıştı; "Durmalısın, Taehyung Kim."

Beni uyardığında onu dikkate almadım. İkinci kez uyardı sonra, yine dikkate almadım. Üçüncü uyarısında ise işler değişmiş, beni yakamdan çektiği gibi duvara fırlatmıştı. Acıyla inlerken, ağzımdan akan kanlar beyaz gömleğime kadar gelmişti.

"Sana dur dedim!" diye bağırdı. Sonra gelip yakamı tutarak beni kaldırdı. Ayaklarım yerden kesilmişti, sadece uçlarını değdirebiliyordum. "Sana dur demiştim, Taehyung."

Sırıttığımda -inanın neden sırıttığımı bilmiyorum- yakalarımı bırakmıştı. Dengemi sağlayamamış, yeri boylamıştım.

"Ne yapacağım ben seninle?"

"Bilmem" diye fısıldadım yere otururken.

"Bazen... Bazen sadece evine göndermek istiyorum seni, ait olduğun yer burası değil. Sadece onun için seni burada tutmam... Bu çok mantıksız!"

Kaşlarımı çattım ve yerimde dikleştim. Sadece kısa bir anlığına sözünü dinlememiştim, bunu bu kadar çok abartmasına gerek var mıydı ki?

"O zaman kendine alıştırmasaydın! Sen beni bıraksan dahi ben bırakmam seni! Oyuncağı değilim, istediğin gibi bir kenara atamazsın beni!" 

Yakınıma geldi ve beni kolumdan çekerek kaldırdı, "gidiyoruz." son kez yerde ölmüş olan kadına baktım ve Jeongguk'un beni şatoya götürmesine izin verdim.

_____

Kısa bir bölüm oldu, üzgünüm bunun için. Ayrıca sanki biraz saçma oldu, yani bir anda kavga ettiler sonra kavga bitti falan. Ancak Jeongguk boş yere sinirlenmedi, söylemek istedim.

Diğer bölümde görüşmek üzere.


masquerade | taekook ✓Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin