Bir yıl. Neredeyse koskoca bir yıldır evim ve ailemleydim.
Nihayet son sınavlarımızı da vermemizle okul bitmişti. Ancak biten tek şey okul olmuştu. Hala sekiz erkek, bir aradaydık. Tek fark, artık eskisinden de sıkıydık.
Tıpkı şu an olduğu gibi.
"Bakın bu seferi de kaçırırsak bir daha sizinle hiçbir yere çıkmam."
Yani, öyle sayılır sanırım.
Kafa dağıtmak amacıyla karaokeye gitmiş, oradan da her şeyin başladığı yere, lunaparka geçmiştik. Şimdi saat 01.43'ü gösterirken hepimiz beş dakika uzaklıktaki metro istasyonuna koşuyorduk.
"Sevgilim sen kendi adına endişelen, bacakların kısa hızlı koşamıyorsun."
Az önce Changbin'in söylediklerine alayla takılan Jeongin, zaten koşmak yeterince zorken bir de üstüne hepimizi güldürmüştü.
Tabii hiçbirimiz bu sözün ardından Changbin'in ulti açıp hepimizi geçmesini beklemiyorduk.
Metro çeyrek kalalarda kalkıyor ve normalde yarım saatte bir gelirken gecenin bu kör saatinde, saatte bir gelmeye başlıyordu.
"Böyle olmayacak."
Bana nazaran daha önde koşan Minho, kısa bir anlığına yavaşlamış, benim ona yetişmemin ardından elimden tutup beni de sürüklemeye başlamıştı.
"Minho o kadar hızlı koşamam yavaşla !"
Her bir adımımın ardına hızla başka bir adım eklendikçe kendimi düşecek, ciğerimi de patlayacak gibi hissediyordum.
Ancak nihayet herkesten önce biz ulaşmış ve kendimizi metronun içine atmıştık. Biz girer girmez kapılar kapanmış, bizim ekip dışarıda kalmıştı.
Changbin metronun kapısına dayanıp bağırıyor, metronun içindeki beş altı kişi de şaşkınlıkla ona bakıyordu.
"Sikeyim sizi ! Bizi de alın."
Ben gülmekten neredeyse yere düşecekken Minho bir yandan beni tutup bir yandan da haylaz bir gülümsemeyle bizimkilere el sallıyordu.
"Adios Binnie !"
Ve nihayet metro hareket etmeye başlamış, biz de bir yere oturmuştuk.
Akşamın serinliği ve sakinliği neredeyse bomboş olan metroya sirayet etmişti. Herkes bir yerlerde oturuyor, başını arkalarındaki cama yaslayıp gözlerini kapatıyorlardı.
Biraz daha ileri baktığımda metroda bir de kedinin olduğunu fark etmiş, biraz yere eğilerek onu çağırmıştım.
Sanırım Minho'dan biraz kedi babalığı kapmıştım.
Siyah kedinin yanımıza gelmesiyle ona uzanmıştım ancak o, oturduğumuz koltuklara atlayıp Minho'nun kucağına yerleşmişti.
"Hey, seni çağıran bendim kedicik. Nasıl ona gidebilirsin ?"
Minho söylediklerime kıkırdamıştı.
"Kediciklerim her yerde beni tanıyorlar."
Bir yandan da bana bakıp göz kırpıştı. Fesat anlayıp anlamamak arasında gidip gelirken Minho cebinden çıkardığı telefonunun notlar kısmına birkaç şey yazmış, sonrasında da kulaklığını çıkarıp birini bana uzatmıştı.
Uzattığı kulaklığı kulağıma yerleştirirken bir yandan onun kucağındaki kediyi seviyor, bir yandan da Minho'ya sorular soruyordum.
"Ne yazdın? Son zamanlarda sanki sürekli bir şeyler yazıyor gibisin. Ben de bakabilir miyim?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Case 143 ' Minsung
FanfictionJisung, lise son sınıf öğrencisidir. Dönem ortasında ailesinin tayini Seul'e çıktığından okul değiştirmek zorunda kalmıştır. Eski okulunda da zaten arkadaşları olmayan Jisung, yeni okulunda 7 kişilik bir arkadaş grubuyla tanışır. Gittikçe bu grubu 8...
