2🌼

1.2K 43 7
                                        

Doktorun odasından çıktığımızda elimize tutuşturulan kağıtlar sanki birer idam fermanı gibi ağırlık yapıyordu ama ben ne yapacağımı, nasıl hissedeceğimi bilemeden öylece donup kalmıştım. Annem de benden farksızdı, onun gözlerindeki o gizli panik benimkilerle birleştiğinde ortaya çıkan sessizlik, koridorun uğultusunda kayboluyordu. Bacaklarım artık benim değilmiş, başka birinin komutlarıyla hareket ediyormuş gibiydi. Romatoloji servisini bulmak için asansöre bindik ve sekizinci katın düğmesine bastım, içimdeki o derin boşluk her saniye daha da büyüyordu.

​Asansörün kapıları kapandığında içerideki boy aynası ile baş başa kaldım ve kendi yansımama baktım. Gözlerim... sanki bana ait değildi. Sanki biri benim yerime içeriden bakıyor ve yaşananları bir film izler gibi seyrediyordu. Başımı çevirdim, aynadaki benle yüzleşmeye cesaretim yoktu.

​ Kapılar ağır bir gıcırtıyla açıldı ve hastane sessizliği yüzüme bir tokat gibi çarptı. Buradaki sessizlik evdeki huzurlu sessizlikten tamamen farklıydı.

Boş banklardan birine çöktüm, metalin soğukluğu ceketimin üzerinden bile iliklerime kadar işledi. Ellerim titreyerek çantama uzandım ve telefonu çıkardım, ekranın ışığı gözlerimi kamaştırırken zihnimi kurcalayan o kelimeyi hatırlamaya çalıştım.

​"Ta..." diye mırıldandım. Zihnimin kıyısında tutunmaya çalışan o yabancı isim. Arama çubuğuna titrek parmaklarla "Romatolojik hastalıklar" yazdım. Kendimi zorlayarak ilk çıkan bağlantıya tıkladım ve liste önüme serildi.

​Aşağıya doğru kaydırdıkça gördüğüm başlıklar içimi ürpertti ama sonra o ismi buldum.

​Takayasu arteriti.

​İsmin kendisi bile yabancıydı, kulağa soğuk ve mekanik geliyordu. Tıkladığımda açılan sayfadaki kelimeler sanki üzerime ağır birer taş gibi düşmeye başladı. Vaskülit, iltihap, aort, damar... Bu kelimeleri okudukça içimdeki boşluk dolmuyor, aksine çok daha derin ve karanlık bir kuyuya dönüşüyordu.

Demek ki sorun damarlarımdı. İnsan kendi damarlarının yavaş yavaş iflas ettiğini hisseder miydi, yoksa ben sadece zihnimin yarattığı korku senaryolarıyla mı savaşıyordum? Bu düşünceler arasında gözyaşlarımın özgürlüğünü ilan ettiğini fark ettim, artık onları tutacak gücüm kalmamıştı.

​Okuduklarımı anneme anlattığımda o da korkusunu gizlemeye çalışarak, "Dur bakalım, daha kesin bir şey yok, içini ferah tut," demeye çalıştı ama sesi titriyordu.

Telefonunu çıkarıp birini ararken sesindeki o kırılganlığı duymak içimde dikenli tellerin boğazımı tırmaladığını hissettirdi. Teyzemi arayıp durumu anlatırken, "Yadenur'a yatış verdiler, çok ani oldu," derken sesi çatallaştı ve o an, bu durumun ciddiyetinin hepimiz tarafından kabul edildiğini anladım.

​Konuşma bittiğinde servis kapısı açıldı ve bir isim seslenildi.

​"Yadenur Arslan."

​Ses sanki çok uzaklardan, bir tünelin diğer ucundan geliyormuş gibiydi ve ne taraftan geldiğini anlamam birkaç saniyemi aldı. Sare hanımdı gelen; beyaz önlüğünün içinde dimdik duran, küt saçlı, sarışın, sempatik bir kadın.

Yatış işlemlerini anlatmaya başladığında kulaklarıma sadece kopuk parçalar ulaşıyordu. İmza, dosya, takip... Zihnim bu teknik detayları reddediyor, sadece içinde bulunduğum o tuhaf durumun ağırlığına odaklanıyordu.

T.A.KBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin