TEMAS

27 4 21
                                    

Gözlerimi günün aydınlığına açarken ruhumun da bu ışıklar ile aydınlanmasını istiyordum. İçimde tarif edemediğim sıkıntı vardı, tarif edemeyeceğim kadar büyük boşluk vardı. Bir his önce kalbimi ele geçirirken sonrasında bütün uvzuma kadar boğuyordu beni, elimi sıkışan göğüs kafesime götürdüm.

Ruhum sıkışıyordu, çıkmak, kaçmak istiyordu. Sanki kavanozun içerisine hapsedilmiş kelebek misali. Bir daha bu iğrenç bedene geri dönmek istemiyordu.

Odamdaki camdan dışarıya baktım, bahar çoktan gelmiş, ruhumu yoklamamıştı bile güzelliği. Kuşların cıvıltıları bir melodi misali daldan dala sekerken, ruhuma uğramıyordu bile. Kaç, git, bu bedeni terk et, kurtar kendini bu bedenden.

Sigara paketimden bir dal sigara çıkarttım, dudaklarıma yerleştirdim, harladım ateşle. Yanıp giden sigarayı seyrettim bir müddet, bazı şeyler bazen yanıp gitmeliydi, eski bir anı gibi, geçmişte kalmış bir hayat gibi. Ruhumdaki acı hiçbir zaman kül olmuyordu, odunla harlanan ateş gibi alev alev yanıyordu.

Maria'dan istediğim sade Türk kahvemi yudumlarken, düşüncelerimin zihnimi terk etmesine ve sadece sigara ile kahvemin kokusuna odaklanmasına izin verdim.

Vücudumun hala yanan bölgeleri vardı, elimi sağ omzuma götürdüm, derin bir ize dokundum sakince. Anılar zihnime bir daha kabusunu yaşatmak ister gibi hücum etti.

Bugün sessizdi, sessiz kalması beni her zaman korkutuyordu, sessiz kaldığı zamanlar derinlemesine planlar yapıyordu. Biraz sonra adım seslerini duydum, uzaklaşıyordu, demir kapının sesini duyduğumda gittiğini anladım.

Bedenimi sert zemine yatırdım yanan yara izlerime aldırış edemiyordum, zemin bazen o kadar soğuk oluyorduki zemine yaslanıp soğuğundan faydalanmaya çalışıyordum.

Demir kapı korkutucu gürültü ile açıldığında yerimden zıpladım. Bir şeyin sürüklenme sesini duyabiliyordum, sürüklediği şeyi bıraktı. Tiz çığlık sesi kulaklarımı esir aldığında bedenim titremeye başladı. Bir kadın daha.

Adım sesleri tekrar başladı.
"Bağırma küçük kızım. Seni kimse duyamaz."
Kadının nefes alışverişini duyabiliyordum, hızlı ve titrekti, korkunun nefesiydi..

"Ne istiyorsun benden?" dedi titrek zarif sesiyle.
"Sadece birazcık oyun oynayacağız. Ben çok eğlenceliyim beni neden beğenmedin Ceren?"

Sert tokat sesi duyduğumda irkildim.

"Sen O'sun, kafedeki adam, seni hasta orospu çocuğu." Korku dolu ses tonunu nefretle harmanladı.

"Eyvah! Buldun beni kızım."

Suratını görmüştü, biliyordu O'nu. Kıza ulaşmak istiyordum, zihnimde oluşan korku buna bir türlü izin vermiyordu ama ruhum bunu durdurmak istercesine bağırdı.

"Kaç burdan! Yüzünü gördüysen n'olur kaç buradan! Polise söyle onu, kaç! Kurtar kendini." gözyaşlarım yağmur misali akarken başıma gelecekten çok habersizdim..

Adınlarının sesini daha yakından duymaya başladım, bana doğru geliyordu. Omzuma büyük bir acı saplandı, sapladığı omzumu ikiye bölmek istercesine aşağıya doğru çekti. Çığlıklarım mahzeni inletirken, bedenim daha fazla bu acıya dayanamadı, ruhum bedenimi terk ederken;

"Sıra sende Ceren, seni toprağın altına gömüp, ne kadar yaşayabileceğini test edeceğim."

"

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Nevrotik Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin