04.09.2022
Teoman'dan
Ne zaman barın kapısından geçsem sanki o anda yeni bir güne geçmiş gibi hissediyordum kendimi. Aslında bakılırsa, gün o anda bitiyordu benim için ve ayıldığım anda yeni bir gün başlıyordu... Öylesine karmakarışık bir zaman kaybıydı ama buna ihtiyacım vardı.
Kalabalığın arasından sıyrılarak bara ulaştığımda, ilk önce Yahya'yı sonra da Asaf'ı gördüm.
Asaf iç kısma baktığı için geri planda kalıyordu, dış kısıma bakan Yahya ise ön plandaydı. Benim için ayrılan sandalyeye geçmeden önce uzaktan ikisini izledim. Asaf, Yahya'dan daha uzun ve yapılıydı. Yahya da ise hâlâ gençliğin getirdiği toy bir vücut vardı.
Hoş, Yahya, Dağhan'dan alt tarafı iki yaş küçüktü ama Dağhan'ın yanında Asaf bile çocuk gibi kalıyordu.
Dudaklarımda belli belirsiz bir gülümseme oluşurken, onları izlemeye devam ettim.
Asaf ve Yahya, birbirlerine bir günde -hatta birkaç saat içinde- oldukça iyi uyum sağlamış görünüyorlardı. Barda daha önce hiç görmediğim bir yoğunluk vardı.
Sanırım bu yoğunluğun ardında Asaf'ın etkisi büyüktü çünkü kendisi, dikkatleri üzerine çekme konusunda oldukça yetenekliydi. Jonglör gibi bardakları ve şişeleri havaya atıp, çevirerek kokteyller hazırlıyordu. İnanılmaz hareketler sergiliyordu ve o barın ardında ışıl ışıl parlıyordu.
Açıkçası onu izlemek keyifliydi.
İşi kapmasına şaşmamalıydım. Gerçekten de işini keyif alarak yapıyordu ve etrafındakilerin de dikkatini çekmeyi çok iyi biliyordu.
Bara yaklaşarak benim için ayrılan boş sandalyeye yerleştim ve Yahya'nın beni fark etmesini bekledim. Bu da çok geç olmadan gerçekleşmiş oldu. Gülümseyerek bana yaklaşırken, "Abi..." dedi, sesi epey yüksekti. "Asaf harika biri ya! Nereden bulup getirdin onu?"
Başımı yana eğerek Asaf'a baktığımda, ona sipariş veren kıza güzel bir gülümseme sunarak dinliyordu.
"O beni buldu diyelim," dediğimde, Yahya, "İyi ki bulmuş o zaman," dedi ve ekledi. "Her zamankinden mi?"
"Bu sefer daha hafif istiyorum. İki gündür kendimi fena dağıttım... Evin yolunu unuttum resmen," dediğimde, bir anlığına Asaf'la göz göze geldik. Kısa bir baş selamı vererek işine döndü.
Ama... Az önceki gülümseme, kızın siparişini alırken yüzünde yer edinen gülümseme... Bana döndüğünde yüzünde yoktu. Neden? Söylediklerim, düşündüğümden daha mı kırıcıydı?
Gözlerim tekrardan Yahya'yı bulduğunda, "Martini o zaman?" dedi.
"Aynen."
"Asaf'a söyleyeyim siparişini, martiniyi efsane yapıyor. Bir tadım almıştım..." işaret parmağıyla baş parmağını birleştirip, "...enfesti..." derken elini şiddetli bir şekilde salladı.
"Tamam..." diyerek, onayladım ve alışkanlıktan dolayı telefonumu tezgahın üstüne bıraktım.
DJ bugün Türkçe rock parçalardan gittiği için çalan bazı şarkıların sözleri kulağıma ulaşıyor, sebepsiz gülümsemelere neden oluyordu. Son parçanın ardından, Şebnem Ferah'ın Okyanus şarkısı sert bir şekilde başladığında, başımı istemsizce sallamaya başladım.
Bu şarkıya ayrı bir ilgim vardı çünkü dinlediğim ilk Türkçe şarkılardan birisiydi.
Annemle Japonya'da yaşadığım dönemde, babamla konuştuğum zamanlar haricinde tek bir Türkçe kelime edemezdim. Bu yüzden Türkiye'deki ilk yıllarım inanılmaz zorlu geçmişti çünkü adam akıllı konuşacak kadar Türkçe bilmiyordum. Babam bile benimle anlaşabilmek için çat pat Japonca öğrenmişti, o denli dilden uzaktım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Juunintoiro | bxb
Romance"Ne yapıyorsunuz?" "Asıl siz ne yapıyorsunuz? Etek metek, hayırdır?" "Etek değil bu, hakama. Ne yaptığımızın cevabıysa... Aikido. Savunma sanatı, ihtiyacınız var gibi gözüküyor." 01.03.2023
