2.1

71 11 1
                                        

07.09.2022
Asaf'tan

Toplu taşımadan indiğimizde Teoman kendi başına zor yürüyordu, bu yüzden tek kolunu omuzuma alarak kolumu da beline sarmıştım. Hava, dün geceden hallice buz gibiydi. Bu yüzden beline sardığım elimin boşta kalmaması için Teoman'ın montunun cebine sokmuştum.

Ben götüm dona dona yürürken, Teoman, inatla önünü kapatmayı reddediyor soğuğa karşı göğüsüyle direniyordu. Tabii, o şu anda için için yanıyor olmalıydı. O kadar yeşil periyi gömdükten sonra... Yanması çok normaldi. Göz ucuyla ona baktığımda, yüzündeki gülümsemeyle kendi kendine mırıldandığını fark ettim.

Ne söylediğini duyamıyordum. Şarkı söylüyor gibiydi...

Hoş, ne söylediğini duysam bile anlayabilir miydim acaba?

Omuzumdaki kolunu çekiştirerek bana bakmasını sağladım ve "Neye gülümsüyorsun?" diye sordum.

"Anata ni." (Sana.)

"Yine başladın ana ana tava tava sövmeye..." diye homurdandım ve dün gece beni köpeğin kovalamaya çalıştığı yere geldiğimizde duraksayarak, köpeğin üstüne havlayarak koştuğum yeri gösterdim. 

"Bak burada beni köpek kovalamaya çalışmıştı da ben de onun üstüne havlamıştım işte."

"Ah, o burada mı yaşandı?" diye sordu. "Nerede o sana hakaret eden oobaka."

"Kim, neye baksın?" diyerek ona döndüğümde, kaşlarını çatarak etrafına bakındığını fark ettim. Derin bir nefes alarak başımı iki yana salladım ve "Gizli gizli Japonca öğrenip, tüm sırlarını ve söylediklerini anlayacağım!" diye homurdandım. "Kim bilir yine hangi Japon şeyini Türkçe sandım da soruyorum..."

"Meiwakudesu ka?" (Rahatsız mı oluyorsun?)

"Heh, desu ka desu ka..." diye homurdandım.

"Gomennasai, Gaki Aka..." (Özür dilerim Kızıl Velet...)

Gözlerimi yavaşça kapattım ve aldığım derin nefesi de bir o kadar yavaş bırakırken, "Başladı yine velet demeye..." diye homurdanarak evine doğru yürümeye devam ettim.

Dün gece gözümde büyüyen yol nedense şimdi kısacık geliyordu. Teoman yanımdaydı, bana yaslanıyordu ve dudaklarından anlamadığım onlarca kelime dökülüyordu... Buna rağmen, iyi hissediyordum.

Kapıya geldiğimizde, sırtını kapı kirişine yasladı ve bana baktı. Bal rengi gözleri kapı ışığının altında parlıyordu. Saçları rüzgardan dolayı geriye savrulmuş ve yüzünü açığa çıkarmıştı. Bembeyaz bir teni, soğuktan kızarmış burnu ve alkolden yanan dudakları ile tanrısal bir güzelliği vardı.

"Poketto..." dediğinde, tek kaşımı kaldırarak, "Ne pakette?" diye sordum.

"Anahtar."

"Poketto... Cep? Anahtar cebinde mi?"

Başını onaylarcasına salladığında, elimi pantolonunun cebine atarak anahtarı tek seferde buldum ve cebinden çıkarttım. Kapının kilidini açtığımda, bana yaklaştı ve "Birlikte uyuyalım mı?" diye fısıldadı kulağıma doğru.

Omuzumun üstünden ona baktım.

Onu tanıdığım günden bu yana, her gece onunla uyuyordum.

Ciddi anlamda, onu tanıdığım ilk günden itibaren istisnasız her gece onunlaydım ve sevişmeden uyuduğum tek adam olabilirdi.

Kendi kendime gülümserken, "Bilmem..." diye mırıldandım. "Belki çakma kızıl istersin, o gelir, uyur seninle..." diyerek eve geçtiğimde, şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırırken ardımda kaldı.

Juunintoiro | bxbHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin