05.09.2022
Teoman'dan
Sınav için dojoya doluşan öğrencilerimi kapının karşısındaki koltuğumda oturarak ve gülümseyerek izliyordum.
Bu sabah, dün sabah da olduğu gibi Asaf benimle birlikte kahvaltı yaptıktan sonra bir işi olmadığı için tüm gün benimle uğraşabileceğini söylemişti ve ona bu hakkı neden verdiğimi bilmemekle birlikte, izin vermiştim.
Ayrıca artık geceleri içmeme de izin vermiyordu. Buna nasıl ikna olduğumdan da hâlâ emin değilim ama saydığı sebepler, bir nebze olsun inandırıcı gelmişti ve ben de tam olarak yedi yılın sonunda, onun sayesinde bir geceyi ayık geçirmiştim.
Bir de...
Onu evime sadece bir geceliğine çağırmış olmama rağmen iki gecedir evimde kalıyordu. Aramıza çizmeye çalıştığım o belirsiz çizgi üzerine konuştuğumuz o günden bu yana, hem mesafeli hem de farklı davranıyordu. Ne yapmaya çalıştığını, onun yapmaya çalıştığı her şeye karşı bilgisizken bile böyle itaatkâr oluşuma hayretler ederek izliyordum Asaf'ı.
Düşüncelerimi bölen neşeli bir ses, "Merhaba hocam," diye yükseldiğinde, gülümseyerek sesin sahibi olan Nazlı'ya baktım. Nazan hâlâ ayakkabısını çıkartmakla uğraşıyordu ve aslında Dağhan'ın sandığının aksine birbirlerine tıpatıp benziyor olmalarına rağmen ikisini birbirinden ayırt edebiliyordum ama kızlar, onları ayırt edebilen tek kişinin Dağhan olmasından hoşlanıyorlardı.
Bu yüzden, "Merhaba Nazan," karşılığını verdim.
"Hocam ya ben Nazlı'yım."
"Çok nazlanma o zaman, hadi git üstünü giyin..." karşılığını verdiğimde, kocaman sırıtıyordum.
Bu sırada Asaf yanıma geldi ve benden biraz uzağa zayıf bir insanın aramıza sığabileceği bir mesafede yanımda oturdu. Üstünde Cuma günü ona verdiğim giiler vardı. Bu kadar beyaz arasında kızıl saçları çarpıcı bir şekilde belli oluyordu.
"Bana kırmızı kemeri vermediğin için canım sıkıldı..." diyerek kollarını göğsünde bağladı.
"Daha ilk sınava girecek konumda bile değilsiniz..." dediğimde, Nazan, sonunda ayakkabılarını çıkartarak dojoya adım atmıştı. "Of ya! Ne botmuş!" diyerek karşıma geçti ve "Merhaba hocam! Nasılsınız?" diye sordu.
"İyiyim Nazlı'cım, sen nasılsın?" karşılığını verdiğimde, Asaf, kaşlarını çatarak bana baktı.
Nazan ise tatlı ama sinirli bir şekilde, "Adımı bilseydiniz daha iyi olabilirdim," diyerek derin bir nefes aldı. Ardından, "Bir gün..." dedi. "...siz de bileceksiniz canım hocam. Siz de..." diyerek, dramatik bir tavırla kadın soyunma odasına doğru ilerlemeye başladı.
"Az önce içeri geçenin Nazlı olduğunu, yeni gelenin ise Nazan olacağını biliyordun. Neden adını yanlış söyledin ki?" diye soran Asaf'a döndüğümde, az önceki mesafenin ortadan kalktığını fark ettim. Başımı ona çevirdiğim anda yüz yüze kalmıştık. Bana, gülümseyerek bakarken, cevap vermemi beklemeksizin, konuşmaya devam etti: "Sadece bir gece alkol almadın ama yüzüne ışıltı gelmiş. Beni dinle Teoman, seni bu dojonun parıltısı haline getireceğim."
Başımı hafifçe iki yana sallarken geri çekildim ve "Birincisi, burada senin senseinim. Onun farkında olarak benimle nasıl konuştuğuna dikkat etmen önemli. İkincisi, onları ayırt edebiliyorum ama sinir etmekten de ayrı keyif aldığım için karıştırıyormuş gibi davranıyorum. Üçüncüsü, bu akşam içeceğim ve bugün bana engel olamazsın." dedim.
"Daha dün miden temizlendi, içemezsin!"
"Şu an oldukça iyi hissediyorum kendimi," diyerek, kapıya döndüğümde, Dağhan'ı gördüm. Yalnızdı, yanında erkek arkadaşını getirmemişti. Soğuk havadan sıcak ortama geçiş yaptığı için gözlükleri buğulanmıştı. Bu yüzden birkaç saniyelik dinlenme molasının ardından, daha net görebildiği anda, "Senseiim!" dedi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Juunintoiro | bxb
Romance"Ne yapıyorsunuz?" "Asıl siz ne yapıyorsunuz? Etek metek, hayırdır?" "Etek değil bu, hakama. Ne yaptığımızın cevabıysa... Aikido. Savunma sanatı, ihtiyacınız var gibi gözüküyor." 01.03.2023
