2.7

51 13 23
                                        

10.09.2022
Teoman'dan

Kapı zilinin çalmasıyla birlikte fırından uzaklaştım ve ocakta sosu karıştırmakta olan Asaf'a işaret parmağımı sallayarak, "Sakın yakma," dedim çünkü elindeki sos tavası sağlam kalan son sos tavamdı. Diğer ikisini yakmıştı ve o yakana kadar evimde üç sos tavası olduğunu bile bilmiyordum.

Mutfakta harikalar yarattığını söylediğinde ona inanmıştım oysaki beni kandırıyormuş! Harikalar yaratmıyor, harikaları yakıyormuş!

Geri adımlayarak mutfaktan çıkarken, "Shinai, Asaf!" dedim. "Shinai!" (Sakın!)

Asaf başını aşağı yukarı sallarken, "Sadece sarhoşken değil, sinirlendiğinde ve utandığında da Japonca konuşuyor..." diye homurdandı.

"Homurdandığını duyabiliyorum!"

"E ben senin söylediklerini anlayamıyorum Teoman! Ben Almanca konuşsam hoşuna gider miydi yani?"

Gözlerimi kısarak Asaf'a baktım. "Almanca mı biliyorsun?" diye sordum.

"Ja!"

"Natürlich!" (Elbette!) dedim, gülümseyerek, bu sırada kapı zili ikinci defa çalmıştı. "Ich höre sehr gerne zu!" (Duymak isterim!)

Asaf, "Yuh ya! Geh weg von mir! (Benden uzak dur!) Almanca'da mı biliyorsun? Git kapıya bak!" diyerek başını şiddetle iki yana salladığında kahkaha atarak kapıya doğru büyük adımlarla ilerledim.

Kocaman bir gülümsemeyle kapıyı açtığımda, hızlıca, "Hoş geldiniz!" dedim. "Hemen içeri geçin, Dağhan evi biliyor zaten rahatınıza bakın. Asaf bir şeyleri yakmadan önce benim mutfağa dönmem lazım... Bu arada Kiiro salonda bir yerlerdedir, kafesine koymadım onu. Sıçtıysa temizlersin artık aslanım..."

Ben gerisin geri mutfağa dönerken, Kıvanç'ın, "Sıçtıysa temizlersin derken?" dediğini duydum ve onların konuşması devam ederken mutfağa girdim.

"Sen Almanca'yı nerede öğrendin?" dediğim sırada, Asaf ocaktan aldığı sos tenceresini lazanyama doğru usulca yaklaştırıyordu. Sos tenceresini elinden kaptım ve ona baktım.

"Lisede öğrendim, dilciydim ben..." dediğinde, dudaklarımı büzdüm. "Dile yatkınlığın oradan geliyor yani..." diyerek gülümsedim. Japonca kelimeleri telaffuz etmeyi de oldukça hızlı kavramıştı.

"Hai, sensei."

Sosu lazanyaya uygun şekilde dökmeye başladığımda, Asaf hareketlerimi dikkatle izliyordu. Sonra daha önce de lazanya yaparken izlediği için geçen sefer ihtiyacım olan şeyi şimdi ben sormadan hızlıca yerine getirmişti. Derin bir nefes alarak soslama ve katlama işini bitirdikten sonra lazanyayı fırına attım ve "Etrafı toparlayabilir misin?" diye sordum. "Bu sırada misafirlerimize bir bakayım..." diyerek, geri çekiliyordum ki Asaf'ın dudakları kıvrıldı ve "Misafirlerimiz..." diye mırıldandı.

Başını öne eğerken yüzündeki gülümseme genişlemişti.

Gözlerimi kırpıştırarak hızla sırtımı döndüm ve hızlı adımlarla salona doğru ilerlerken, ben de o kelimeye takıldım. Misafirlerimiz... Biz, düşüncesi. Bir haftadır tanıdığım adamla bir olma düşüncesi...

Salona yaklaştığım sırada, Kıvanç, "Buranın bir ruhu var," diyordu. "Şu tablo özellikle, bunun gerçekten bir ruhu var," dediği sırada salona girmiştim ve önlerinde dikildikleri tabloya bakmaya başladım.

Derin bir nefes alarak, "Epey hislisiniz Kıvanç Bey," diyerek gülümsedim. Sessiz gelişimden dolayı Dağhan irkilerek bana baktı.

Kıvanç gülümseyerek, "Bey demenize gerek yok," dedi, ardından da ekledi. "Bu tablonun sizin için anlamı büyük sanırım, değil mi? Normalde burada televizyon olması gerekirken tablonun olması, bu tabloyu çok izlediğinizi düşündürdü bana..."

Juunintoiro | bxbHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin