06.09.2022
Teoman'dan
Duyduğum kapı ziliyle gözlerimi araladığımda, elim yastığımın altındaki telefona gitmişti. Güçlükle açık tuttuğum gözlerimi ekrandaki saate odaklamaya çalışıyordum ama üzerimde öyle bir ağırlık vardı ki sürekli kapanıp duran gözlerim yüzünden ekranı göremiyordum.
Kapı zili bir kez daha çaldığında saatin gecenin üçünü geçtiğini gördüm. Hatta dörde geliyordu.
Kollarımdan destek alarak yatakta doğruldum ve görür görmez adımlarla önce odamdan çıktım sonra da hol boyunca kapıya doğru körlemesine bir şekilde yürümeye devam ettim. Kapıya ulaştığımda, gözetleme deliğinden dışarı baktım.
Öne eğilmiş bir baştan başka bir şey göremeyince, delikten bakmaya devam ettim. Ardından, kapıdaki kişi başını kaldırınca, alnında dağılan kızıl tutamları gördüm. Hızlıca kapının kilitlerini açtım ve kapıyı aralayarak, kapının önünde bekleyen Asaf'a baktım.
Dışarısı buz gibiydi.
Asaf ise ellerini ceplerine sokmuş, olabildiğince montunun içinde kaybolmaya çalışıyordu. Montunun fermuarını sonuna kadar çekmiş, yakalarını da havaya kaldırmıştı. Bu yüzden saçları dışında ayırt edici hiçbir özelliği görünmüyordu.
Kapıyı daha da açarak kenara çekildim ve "Geç," dedim.
"Özür dilerim, uykundan uyandırdım, değil mi?" diye sordu içeri geçerken. Ardından da konuşmaya devam etti. "İnanılmaz bir soğuk var, götümü kesti resmen..." Hâlâ montuyla duruyordu ancak ayakkabısını çıkartmış ve salona yönelmişti.
Peşine takıldığımda, Asaf hâlâ daha konuşmaya devam ediyordu.
"Toplu taşımadan buraya bu kadar mesafenin olması çok kötü, yolda beni neredeyse köpek kovalıyordu. Hiçliğin ortasında peyda olup bana havlama cüretini gösterdi..." dedikten sonra dönüp bana baktı ve "...ben şu an senin kafanı açıyorum, değil mi?" diye sordu.
Başımı hafifçe iki yana salladım. "Dinlerim, sorun değil," derken sesim uyku mahmuruydu. Aslında ayakta uyuyor gibiydim ama Asaf çok canlı konuşuyordu. Onu, bu konuşma heyecanının arasında bırakıp odama gidesim gelmemişti.
Salonun ışıklarını yaktığında, ani parlaklıktan dolayı gözlerimi elimle kapattım ve "Hey..." diye mırıldandım. Ancak Asaf bir an olsun durmamıştı. Soğuk elleri boştaki bileğimi kavrayarak beni sürüklemeye başladı. Orta sehpanın etrafından dolanarak koltuğa geldiğimizde, omuzlarıma bastırarak koltuğa oturmamı sağladı. Sonrasında gözlerimi kapatan elimin üstüne elini koyarak beni yavaşça koltuğa çekti.
Başım, dizlerine düştüğünde, "Dinleyeceksen, anlatmaya devam edeceğim..." dedi.
"Devam et," diyerek elimi, elinin altından çektim ve gözlerimi kapatarak kollarımı da göğsümde bağladım.
"Köpekten bahsediyordum..." dedi ve konuşmasına devam etti. "...hiçliğin ortasında bir anda kendini gösterdi ve havlayarak bana doğru koşmaya başladı. Etrafta sokak lambası da yok, nereye kaçacağımı şaşırdım adeta. Sonra kendi kendime dedim ki, Asaf sen bu köpekten büyüksün..."
İstemsizce güldüm.
"Asaf, sen benden de büyüksün..." diye mırıldandım.
"Ama sen benden uzunsun!"
"Ve sen de benden genişsin."
"Şişko mu diyorsun sen bana? Hani eğer onları kilo sanıyorsan önünde soyunmalı ve yanlışını düzeltmeliyim çünkü kaslıyım ben."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Juunintoiro | bxb
Romantizm"Ne yapıyorsunuz?" "Asıl siz ne yapıyorsunuz? Etek metek, hayırdır?" "Etek değil bu, hakama. Ne yaptığımızın cevabıysa... Aikido. Savunma sanatı, ihtiyacınız var gibi gözüküyor." 01.03.2023
