10.09.2022
Teoman'dan
Asaf, Kiiro'yla birlikte mutfağa doğru giderken, Dağhan, "Bana önereceğin psikologu nereden tanıyorsun?" diye sordu.
Omuz silkerek, "Meysera psikoloji okuyor, biliyorsun..." dedim. Meysera devamlılığı az olan aikidokalardan birisiydi. "...onun profesörlerinden birisiyle tanışmıştım, bu tür travmatik olaylarla ilgilenmiş bir kadın. Oldukça bilgili."
Dağhan, şaşkınlıkla kaşlarını kaldırırken, "Neden durup dururken tanıştın ki?" diye sordu.
"Durup dururken değil," dedim ve derin bri nefes alarak gözlerimi kitaplığın yanında asılı duran tabloya diktim. Gökyüzüyle deniz arasında havada süzülen bir ejderha vardı, etrafı yıldırımlarla kaplıydı ve sanki o yıldırımlar onu zincire vuruyormuş gibi görünüyordu. Tüm bu maviliğin ortasında öylesine keskin sarı vurgular vardı ki... Kapana kısılmış hissi yüreğimi yoruyordu. "Benim de geçmişte sorunlarım vardı arada kendimi kötü hissediyorum, baş edemediğim oluyor," dedim, gözlerimi tablodan alarak Dağhan'a dikerken.
"İstersen sen de bana anlatabilirsin," dediğinde, güldüm.
"Sen önce kendi sorunlarını aş, sonra benim sorunlarımı düşünürsün..." derken, hâlâ gülüyordum. Duraksayarak, buruk bir şekilde gülümsedim ve "Ayrıca, gerçekleri bu zamana kadar senden sakladığım için gerçekten üzgünüm," dedim.
"Sorun değil," dedi durgun bir sesle. "Ben de gerçekleri öğrenmek istemedim zaten. Belki o gece babamın kutusu düşmeseydi, yine istemezdim."
Başımı yana eğerek, "Ne çıktı kutudan?" diye sordum.
"Annemin doktor teşhisleri, kaza gününün haber küpürleri ve babamın günlüğü..."
"Doktor teşhisi? Mitomani olduğu teşhis edilmiş miydi?"
Dağhan şaşkınlıkla başını kaldırıp, "Onu da mı biliyorsun?" diye sordu.
İç çekerek, "Savaş abiyle konuştuk dedim ya..." dediğimde, Dağhan derin bir nefesi gürültülü bir şekilde verdi.
Dağhan'ın sesi sertleşirken, "Dedem, babamı dinleseydi, şu anda babam hayatta olabilirdi..." dedi. "Onlara o kadar öfkeliyim ki! Hayatımı mahvettiler. Nefret ediyorum onlardan."
Başımı iki yana sallarken tepkim bilinçsiz olarak gerçeğe dönüşmüştü. "Dağhan, bak..." diyerek Dağhan'a yaklaştım. "...sinirli olmanı anlıyorum ama bu zamana kadar hatalarının acısını çektiklerini düşünüyorum..." dedim. Onlar için de kolay olmamıştı ve Dağhan'ın bu konuda sakinleşmesi gerekiyordu, bu yüzden konuşmaya devam ettim: "Sana ellerinden geldiğince iyi bir hayat sürdürmeye çalıştılar. Affet demiyorum ama onları silip atma hayatından. Daha etraflıca düşün..."
Ben bile annemi hayatımdan çıkartamamıştım ve ne zaman çağırsa Japonya'ya gidiyordum çünkü bazen ebeveynlerin mantığı, bizim kalbimizin kabul ettiklerinden farklı çalışıyordu.
"Anlamıyorsun Teoman. Bana yalan söylediler. Beni bir yalana inandırdılar. Babamın ölümünde, onların da suçu var!"
Başımı bir kez daha iki yana salladım ve "Kendileri de o yalana inanmışlardır belki? Yıllarca kızlarının öyle bir şey yapabileceğini kabullenememişlerdir? Onlar açısından da düşün. Kızları cinnet geçirip kocasını öldürdü, sonra da intihar etti. Bu da yutulur bir lokma değil Dağhan," dediğimde, Dağhan belirgin bir şekilde titredi.
Sesi titrerken, "O zaman babamı dinleselerdi! Babam onlardan yardım istedi," dedi ve kollarını göğsünde bağladı. Kendini içine kapatıyordu. Bu yapmaması gereken bir şeydi, sonunda bir şeyleri hatırlayıp kendini toparlayabilecekken içine kapanması büyük hata olurdu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Juunintoiro | bxb
Romance"Ne yapıyorsunuz?" "Asıl siz ne yapıyorsunuz? Etek metek, hayırdır?" "Etek değil bu, hakama. Ne yaptığımızın cevabıysa... Aikido. Savunma sanatı, ihtiyacınız var gibi gözüküyor." 01.03.2023
