2.8

47 9 16
                                        

10.09.2022
Teoman'dan

"Hayır, dedim, olmaz dedim ama kimse beni dinlemedi tabii sonra ortalık birbirini götürdü..." derken, Asaf lise anılarından birini anlatıyordu. Çay seremonimiz Asaf'ın ardı arkası kesilmeyen anılarıyla kahkahalara boğulmuştu.

Ara ara Asaf'ın anlattıklarına gülümsemek dışında sessiz ve sakin kalmıştım. Önümdeki tatlıyla oynayıp duruyordum çünkü tatlı cevizliydi bense o günden beri ceviz yiyemiyordum. 

Dağhan, "Onu da ben yiyeyim mi?" diye sorunca, gözlerimi tatlıdan kaldırıp, gülümseyerek Dağhan'a baktım. İyi ki bu teklifte bulunmuştu yoksa bu tatlıyı ne yapacağımı cidden bilemiyordum.

Tatlının bir parçasını, Dağhan'ın tabağına bırakırken, "Tabii, dağ aslanımızı beslememiz lazım..." dedim ve diğer parçayı da Asaf'ın tabağına bıraktım. Tabağındaki tatlıyı anında silip süpürmüştü ve bugün çok çalışmıştı, fazladan tatlıyı hak ediyordu. "Sen şekerli şeyleri seviyorsun," derken gülümsedim.

Asaf'ın dudakları kıvrılırken bakışlarını kaçırdı ve güçlü bir sesle, "Sağol," dedi. Barmen ağzıyla değil de kendi ağzıyla konuşunca, sesi bir yetişkin gibi çıkıyordu.

Tabağım boş kalınca, Kıvanç, "Ama siz hiç yemediniz," dedi.

"Benim tatlılarla pek aram yok... Teşekkür ederim."

Dağhan, Kıvanç'ın ikinci sorusunu dile getirmeden konuşarak, "Ee, sen ne iş yapıyorsun Asaf?" diye sordu.

"Ben, barmenim."

"O gün neyden kaçıyordun?" derken Dağhan'ın gözleri kısıldı.

Asaf, bir anlığına bana baktıktan sonra, derin bir nefes aldı ve "Eski patronumu sinirlendirmiştim, artık bir problem yok..." dedi. Ağzının içinden, "...herhalde," diye mırıldandığını sanırım bir tek ben duymuştum.

Dağhan, Asaf'la konuşmaya devam ettiği sırada gözlerim, üzerimde hissettiğim bir çift göze kaydı. Kıvanç'ın gözleri üstümdeydi ve ona baktığımda, hızla bakışlarını benden kaçırdı. Derin bir nefes alarak o iğnelenme hissini içimde bastırmaya çalıştım.

Dağhan mutluydu ve mutlu olduğu kişiyi sevebilmek istiyordum ama bakışlarından rahatsız olduğum insanları sevmek konusunda yetenekli değildim. Bu yüzden dojoya eğitim almaya gelen insanları kapı ağzı geri çevirdiğim bile olmuştu.

Gözler, en zor eğitilen organlardı. Duyguları yansıtmakta son derece açık yürüklilerdi. Bu yüzden Kıvanç'ın bakışlarındaki o rahatsız edici hissi çok iyi görebiliyordum.

Kendime daha fazla engel olamayarak ellerimi masaya koydum ve usulca masadan kalkarken, "Kıvanç Bey, sizinle salonda konuşabilir miyiz?" diye sordum. Pek çok kez ona adıyla seslenmemi istemiş olmasına rağmen, o mesafeyi kıramıyordum. Çünkü bu mesafenin sebebi kendisiydi.

 Kıvanç belli belirsiz bir gülümseme ile ayağa kalkarken, "Tabii," dedi ve ekledi. "Zaten Kiiro'ya da bakmam gerekiyordu epeydir sessiz."

Dağhan ve Asaf ardımızdan bakakalsalar da biz masadan uzaklaşırken, sessiz kaldılar.

Tabii salona doğru birlikte ilerlerken Kıvanç ve ben de sessizdik. Derin bir nefes alarak salondaki geniş koltuğuma doğru ilerledim ve koltuğun bir kenarına geçtim. Bu sırada Kiiro sürtüne sürtüne bacaklarımın arasında dolanıyordu.

Kıvanç gülümseyerek kediyi izlerken, "Ne konuşmak istiyorsunuz?" diye sordu, gülümsüyor olmasına rağmen sesi mesafeliydi. Ben mesafemi korumaya devam ettiğim için o da kendi mesafesini koruyordu.

Juunintoiro | bxbHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin