"Son iki gün tatlım..." Diyen cırtlak bir kadın sesi geldi ve telefon kapandı.
Neye 2 gün vardı...?
Lgbt konulu bir kitaptır. Rahatsız olan ve sevmeyenler uzak dursun.
Evde oturmaktan nefret ederim. Ama şu en son arayan ve son 2 günün olduğunu söyleyen kadın beni acayip ürküttüğü için evden çıkmadım. ve bu gün bir yarım saat sonra 2. günü tamamlayacağım. Neden bilmiyorum ama içime tuhaf bir his düştü. Tuhaf his bana ormana gitmemi ve beklememi söylüyor ama içimdeki ödlek taraf hisse göz yummamı ve evden çıkmamı söylüyor. Şuan ise ormana gitmek için hazırlanıyorum. Merakıma hep yenik düştüğüm i.in başım beladan kurtulmuyordu. Bu gün merak edip annemin dolabını açtım ve içinden kahve rengi bir kutu çıktı. Annemin ve 'sevgililerinin' fotoğrafları vardı içinde. Annem beni dolabını karıştırdığım için azarlamasa da kutuya baktığım için baya bir kızıp bir kaç kere vurdu. Dudağımın kenarı patlamıştı. Eli baya ağırdı...
Çantama bir el feneri, bir roman, eldivenler-eldivensiz dışarı çıkamıyorum-, asla yemeyeceğim bir kaç parça yiyecek, su ve kalın bir hırka koydum. Ayakkabı olarak siyah bot tercih ettim çünkü sabah yağmur yağmıştı. Saat şuan gece yarısına sadece 20 dakika vardı. Kulaklıklarımı takıp klasik bir müzik açtım ve evden çıktım. Annem sözde bu gün mesaiye kalmış sabaha anca evde olurmuş. Bu yüzden rahatça evden çıktım.
Yavaş adımlarla ormanın içine yürümeye başladım. Haziranın 24'ünde olmamıza rağmen bu kasaba asla ısınmıyordu ılık i hava oluyordu hep. Ama ormanın içine girdikçe hava buz kesiyordu. Her zamanki oturduğum ağacın yanına oturdum lambamı yakıp kitabı okumaya başladım. Yapılacak bir şey yoktu 2 günün dolmasına sadece 5 dakika vardı. Kitabı okumaya dalmıştım ki yeniden aynısı oldu. Ama bu seferki bir kadın değil düz siyah bir süliet di. Elimdeki kitabı biri oynattı. Kafamı kitaptan tarafa çevirdim ve dibimden bir ses yankılandı ormanda.
"Bir Sosyopatın İtirafları ha. Güzel roman ama eksik anlatımlı." Kafamı kaldıramadım bir süre. Donmuş gibiydim. Ardından çalılar hareketlendi ve birbirinin aynısı olan kafalarında tavşan olan aynı elbiseyi giymiş iki kız çıkıp yanımdaki varlığa seslendi.
"Hadi ama Austin. Çocuğu korkutup kaçıracaksın. Türünün tek örneği o çocuk." aynı anda konuşmaları biraz germişti ama cesaretimi toplayıp konuştum.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
"Kimsiniz? Benimle ne gibi bir bağlantınız var ki...?" sona doğru konuşurken sesim kısılmıştı ama onlar duymuştu sanırım.
İki kız tekrardan aynı anda konuştular.
"Seni Snollygoster Okuluna götürmeye geldik. 2 gün doldu." Saate baktığımda çoktan 00.20 olduğunu gördüm. Bana bir kaç saat gibi gelen bu dakikalar sadece 3 dakika sürmüş.
Siyah silüet tekrardan belirip "Elinizi çabuk tutun. Bir grup kamp yapmaya geliyor." dedi ve gitti. Kızlar ellerini bana uzatıp kalkmam için yardım etmek istediler. Neye dayanarak tuttum ellerini bilmiyorum ama güvende hissetmiştim. Austin adındaki çocuksa arkamızdan geliyordu. Çantamı tek omzumdan çıkarıp ikisine birden taktım ve saplarını sıktım. Demek efsane gerçekmiş. Ya da öyle davranan bir grup seri katil de olabilir açıkçası. Şuan soğuk kanlı davranmamın sebebi merak duygusu. Normal bir insan merak duygusunu siktir edip kaçar ya da kalp krizinde ölürdü her halde. Ama bana hiç tuhaf gelmiyordu. Burada olmak evde olmaktan daha huzur verici geliyordu bana.
Yürümeye devam ederken kızların kafalarındaki maskeden takan bir grup ateşin etrafında oturmuş beni izliyorlardı. Austin denen çocukta maske benzeri hiç bir şey yoktu. Bembeyaz tenine uygun giyinmişti sadece. Grubun etrafından dolanıp 'okul' dedikleri alana gelmiştik. Harbiden böyle bir okul varmış.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Kocaman bir okuldu. Gezmeye kalksam her halde bir günümü alırdı o derece büyük bir okuldu. Giriş kapısının önünde bir kadın ve genç bir adam vardı. Kadın 40-43 yaşlarında gibi duruyordu. Genç adamsa 25-28 vardı.
Kadın gülümseyerek konuştu. "Hoş geldin tatlım. Burası artık senin yeni evin, yeni okulun, yeni yaşayacağın yer." Bu ses telefondaki ses ile aynı kişiye aitti. Tekrar konuşmaya başladı.
"Ben bu okulun Müdiresi Freya Clark. Bu benim yardımcım ayrıca sağ kolum James. Arkandaki ikizler ise sadık deneklerim Fiona ve Flora. Yanında duran ise Austin. En uzun burada kalanlardan. Sürekli gördüğün ve görmeye devam edeceğin siyah silüet ise Jack. Bizim habercimiz, gözcümüzdür. Daha fazla kişi var ama sadece bu kadarını bilsen şu anlık daha iyi. Gezerken öğretmenleri de öğrenirsin bu konuda James sana yardım edicektir. Değil mi James?" Diyerek James'e döndü.
"Kısaca çocuk bakıcılığı yapmamı isteyebilirdiniz efendim. Lafı uzatmaya gerek yoktu." Diyerek bana ters ters baktı. Ben çok meraklıydım burada gezmeye sanki. Sağ kolmuş hıh. Nereden geldiğini anlamadığım bir cesaretle.
"Beni Fiona ve Flora gezdirse olmaz mı?" diye soru verdim. Kızlar kıkırdayarak kabul ettiler. İlk önce odama gitmemiz ve çantalarımı koymamız gerektiğini söylediler. Ben buraya gelene kadar Jack tüm ihtiyacım olan kıyafet kitap vb. eşyamı bir çantaya koyup getirmiş.
Okula girmeden sağa dönüp batı kanadına gidiyorduk. İkizlerden Fiona"Bizim adımızı öğrendin. Ama biz seninkini bilmiyoruz." soru sorar gibi demişti.
"Elliott kısaca Ell." dediğimde memnuniyetle kafa sallayıp yürümeye devam etti. Yatakhanelerin hepsi batı kanadındaydı. Doğu kanadına geçişimiz yasakmış. Müdire ve arkadaşlarına özel bir alanmış. Ve tabi ki James de dahil. Güney kanadı yemekhane, Kuzey kanadın da ise okul bulunuyordu. Kocaman olan bu yer artık benimde evim sayılırdı. Tuhaf olan ise asla yabancılık çekmemem. Fiona ve Flora aslında iki yakın arkadaşmış. Üzerinde deneyler yapıla yapıla genetikleri birbirine karışmış birer mutant olmuşlar. Adları bir kaç gazetede her hangi bir katil adı olarak geçiyordu. Hiçte katile benzer tarafları yoktu. Tabii pis taraflarını bilemem.
Düşünerek yürüdüğüm için vardığımızı anlamam bir kaç saniyemi aldı. Yatakhaneye girmeden önce arkama baktım. James ters ters bakıyordu bana. Tuhaf diye iç geçirip kızlara yetişmeye çalıştım. Eski bir yapı olduğunu düşündüğüm bu okul benzeri binanın içinde asansörler vardı. Birine binip 3. kata çıktık. Odamın kapısının önüne geldiğimde bir tereddüt ettim.
Beni ne gibi bir şey bekliyordu asla bilmiyordum. Ama yeni hayata bir yerden başlamak lazımdı.