Bir süre daha gölün içerisin de beklemeye devam ettik. Sonrasın da ise tekrardan maskeleri takıp gölün içerisinden farklı bir bölgeye geçmeye çalıştık. İlerlerken kimseden ses çıkmıyordu. Önde ben Bayan Freya ve Austin , arkamız da Youseff ve Andy onların arkasın da da James ve Jack beraber ilerliyordu. Bayan Freya hepimizi yanına çekti ve durdurdu.
"Çocuklar durun biraz. Ses... Sesi duyuyor musunuz?" Herkes sessiz olup bir ses duymaya çalıştık. Gelen tek ses rüzgarın yaptığı uğultu gibiydi. Etrafıma bakındığımda ise ne bir yaprak ne de bir çalı hareket ediyordu.
"Bayan Freya haklı bir ses var. Ve bu rüzgar değil. Hiç bir şey hareket etmiyor." Diğerlerine döndüğüm de etraflarına bakınıyorlardı. James beni ve Bayan Freya'nın kokundan tutup suya biraz daha oturdu.
"Suyun dibine oturun ve akıntıyı izleyelim. Belki gidişat orasıdır. Sis suyun üzerini de kaplamaya başladı." Hepimiz yavaşça suyun içerisine girdiğimizde ses biraz daha artmıştı.
"Teker teker. Önce sen Elliot. Sonra Youseff, Austin, Andy, Jack ve James. En son ben girerim."
"Hayır en son ben girerim. Sizi dışarıda bırakamam. Bana bunu tekrar yaşatmayın." James'ın çaresiz sesi içimi acıtmıştı. Bayan Freya'ya baktığım da oturmam için omzuma baskı uygulayıp konuşmaya başladı.
"Ben buraları senden daha iyi biliyorum James. Az ileride elleriniz önde ilerlerseniz bir kapı bulacaksınız. Açması biraz zor ama içeriye su almıyor. Oraya girip Grifin'in bu sisi durdurmasını bekleyeceğiz. Hadi çocuklar zaman daralıyor." Yavaşça ellerimin üzerinde ilerleyerek yerlere bakınıyordum. Sisin kokusu burnuma gelmeye başladığında midemin bulandığını hissetmiştim. İğrenç kokuya dayanamayarak bir kaç saniyeliğine kafamı suya soktum. Kendime gelmem gerekiyordu. Arkamdaki insanların hayatları şu an bana bağlıydı. Kafamı çıkarıp ilerlemeye devam ettim. Elimi sürterken sert bir şeye değdiğin de durdum.
"Bir şey mi buldun?"
"Sanırsam. Bir dakika." Elimle demir parçasını yoklayıp asıldım. Kapıydı bu. Bulmuştum.
"Buldum! Burada." Yanıma yavaş şekilde gelen James bana yardım etmeye çalışarak kapıyı açmayı denedik. İlk seferde olmayınca Jack ve Andy de geldiler. Dördümüz zorladığımızda yerinden oymayan kapakla hiç istif bozmadan devam ettik. Açılan kapıya gülümseyerek baktığımda doğrulup Bayan Freya'ya baktım.
"Evet doğru söylüyorsunuz Bayan Freya buraları en iyi siz bilirsiniz. Bu yüzden içeri ilk siz girin." Tam itiraz edecekken arkasından Youseff ve Austin itekleyerek önümüze ittirdi. Hafif bir şekilde gülümseyerek içeriye atladı. Sırayla hepimiz girdiğimizde en son James kalmıştı.
"Hadi James. Gir artık." Dediğimiz şeyleri duymuyormuş gibiydi. Yükselen sese odaklanıp ne dediğini anlamaya çalıştım.
"Ke-Kehanet... Kehanet. Kehanet! KEHANET!" Gittikçe yükselen sesle kulaklarımı kapattım.
"James! Gir içeri!" Bize döndüğünde gerçekliğe dönmüş gibiydi. Ses halen devam ederken James içeri girip kapıyı kapattı. Hepimiz sırılsıklam buz gibi yerde dikiliyorduk. Tek takıldığım nokta ise kehanetin ne olmasıydı. Hiç birimizden ses çıkmazken Bayan Freya öksürerek dikkatleri üstüne çekmişti.
"Şu an yapabileceğimiz tek şey burada beklemek değil. Tünelden ilerleyerek diğer caddeye çıkabiliriz. Ama biraz temkinli olmamız gerek. Buraya kimsenin elini kolunu sallayarak girmemesi için bir kaç tuzak yerleştirmiştik." Gülümseyerek anlattığı şeyle bu sefer Austin konu açtı.
"Miştik derken. Kiminle yapmıştınız ki burayı? İlerlerken yorulmazsanız anlatır mısınız?" Ufak bir kafa hareketiyle gülümseyerek koluna girdi. Arkasından kol kola ben ve Youseff ilerliyorduk. Arkamızdansa üç devler geliyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ABDUCTED
Ficção Científica"Son iki gün tatlım..." Diyen cırtlak bir kadın sesi geldi ve telefon kapandı. Neye 2 gün vardı...? Lgbt konulu bir kitaptır. Rahatsız olan ve sevmeyenler uzak dursun.
