O gün yalnızca bir kurada kaybetmiştim.
Yakın arkadaşımın da benimle aynı anda görüştüğü bir erkek vardı. İlişkilerimiz flörtün ilerisine taşınınca önce kim sevgilisini arkadaş grubumuza tanıtacak tartışması başladı. İkimiz arasında bir kura çektik ve kurada ben çıktım.
Hanbin'e sorarken bunu yapmak zorunda olmadığını söylesem de, elimden tutup arkadaşlarımla tanışmak için can attığını söyledi.
Tanıştığımızdan beri benimle ilgili her konuda meraklı biriydi. Bir de ara sıra erkek çevremin yoklamasını yaptığını fark etmiyor değildim.
Kafenin kapısından el ele girip arkadaşlarımın oturduğu masaya doğru ilerlerken sevgilimin adımlarının yavaşladığını hissettim. "Ne oldu?"
"Arkadaşların şu masada oturan grup mu?"
Eliyle gösterdiği yeri onayladım. "Evet." Aralarından yalnızca biri geldiğimizi fark etmişti. Kurada çıkmayan arkadaşım. "Wonyoung!"
Hanbin'in tuttuğu elim, bedenimden arkada kalırken ben de yavaşladım. Enerjisinin çekildiğini hissediyordum.
Diğer arkadaşlarım da bizi fark ederken masaya gelip oturduk. Kızların heyecanlı karşılaması masanın havasına çiçek açtırıyordu. Hanbin'e sırasıyla hepsini tanıtmaya başladım.
Wonyoung'u tanıtmadan hemen önce Hanbin ipleri elimden aldı. "Tekrar merhaba, Wonyoung."
Masadaki en büyük şaşkınlığı ben üstlendim. "Tanışıyor musunuz?"
"Evet, aynı lisede okuduk. Merhaba Hanbin."
Arkadaşlarımın ilgisi bir anda iki eski tanıdığın üstüne yoğunlaştı. Soru yağmuru dolu taneleri gibi yağarken, ben yalnızca dinliyor ve gözlemliyordum.
"O zamandan beri tanışıyor musunuz?"
"Birbirinize yakın mıydınız?"
"Arkadaş mısınız?"
"Liseden sonra iletişimi kestiniz mi?"
"Evet. Arkadaş idik. Liseden sonra ortamlarımız değişince bizim de bağlantımız koptu. Burada karşılaşmamız güzel bir tesadüf oldu."
Wonyoung soruları cevaplarken sesi hafifçe titriyordu. Hanbin'se hiç olmadığı kadar sessizdi.
Yalnızca sorularının yanıtlarıyla ilgilenen arkadaşlarım bunu fark etmiyordu. Masada en yakın olduğum iki kişinin arasında beliren o manyetizma, kalbimi üşüten ilk tanecikti.
