Jinri'den...
Hanbin'i görmeyeli kaç gün geçmişti? Ona seni özleyeceğim bile diyemezden onu çok özlüyordum.
Bir akşam yürüyüşüne çıktığım gün ona rastlayacağımı bilemezdim.
Caddeye dönen köşe başındaki petrol ofisinde, yıkama süngerinden geçen araba tanıdıktı. Kalbim Hanbin'in arabasını tanıyınca hızlanmaya başladı. Araba yavaşça süngerin içinden çıkmaya başladı.
Onu görebileceğim cam da nihayet ortaya çıktığı an, kalbim heyecandan başka bir duyguyla daha atmaya başladı. Hayal kırıklığı.
Beni göremezdi. Çünkü başı yan koltuğunda oturan Wonyoung'a dönüktü. Wonyoung da ona dönmüştü.
Araba süngerden çıkmaya devam ettikçe, mesafesi kısa olan yüzleri birbirinden uzaklaştı.
Şaşırmaktan çok uzaktım. Ayrılığımız onu elbette Wonyoung'un kapısına çıkaracaktı. Ama hayal kırıklığımı önleyemezdim. Henüz ayrılalı çok olmazken ve dahası bana tek bir açıklama bile yapmamışken.
Özellikle de hala onu sevmeye devam ederken.
Gözleri nihayet cama döndüğünde, onları uzaktan izleyen beni gördüler. İkisinin yüzüne de koca bir şaşkınlık çöktü. Yüzüm duygularına aynı tepkiyle karşılık veremedi.
Araba tamamen dışarı çıktığı anda gitmek için arkamı döndüm. Aynı anda Hanbin'in kapısını açtığını da görmüştüm. Caddeden geri kendi sokağıma dönerken onun tarafından durdurulmama engel olamadım.
Konuşmadan önce nabzımı ölçer gibi bir süre hareketsiz mimiklerimi bekledi.
"Neden şaşırmadın?"
"Neye şaşırmamı isterdin? Yeni bir çiftin doğuşuna mı?"
Alnını kırıştırdı. "Biz çift değiliz. Ama sen niye bu kadar sakinsin? Az önce bizi yanlış anladığın çok bariz ortada."
"Hala saklamaya devam etmek mi istiyorsun Hanbin?" Ona o kadar çok alınıyordum ki... "Wonyoung ile geçmişini anlamadığımı mı sanıyorsun?"
İlk gerçek şaşkınlığını yaşar gibi baktı bana. Nabzımı ölçtüğü konu bu ise ona istediğini verebilirdim. Ne de olsa artık bizim için işler son bulmuştu.
"Neyi biliyorsun?"
"Ne kadarını bildiğimi mi soruyorsun? Onun lise aşkın olduğu zamanlardan bu yana desem?"
Arka planda devam eden şaşkınlığı ile beklenti içerisine girdi. "Peki neden bu kadar sakinsin?" Sesinde mahçup bir kısıklık vardı. "Hayır, ne zamandır biliyorsun, nasıl öğrendin?"
Çaresizce nefesimi tükettim. "Geçmişinizi sindirecek kadar uzun süredir biliyorum, Hanbin. Bu yüzden sakinim. Ama bu çok fazla değil mi!?" Gözlerim dolmaya başladı. "Ona hala aşıksan da benim için bir süre daha bekleyemez miydin? Bana hiç mi saygın yok!"
"Hala aşıksam da-- ne?" Her bir kelimemi ince ince eler gibiydi. "Ona aşık olduğumu da nereden çıkardın? Ne zamandır böyle düşünüyorsun? Bu yüzden mi benden ayrıldın?"
Dudaklarında ince tan çizgisi kadar kıvrılmayı görmesem, benimle dalga geçtiğini düşünmezdim.
"Hanbin, yapma! Hala söyleyemiyor musun? Benimleyken bile ona nasıl baktığını görüyordum! Hastanede yatarken onun için nasıl endişelendiğini de biliyorum! Onun hediyelerini bile hala saklıyorsun! En sevdiğin şarkılar, kitaplar, anılar hep ona bağlanıyor!"
Her cümlemde olabilecekmiş gibi daha da şaşırırken ona bir adım daha yaklaştım. "Benimleyken sen sadece geçmişinde yaşayan bir adamdın. Bense sadece başarısız bir yara bandıydım. O kadar."
Şaşkınlığının yerini gecikmiş bir hüzün alırken, gözleri ağır ağır buğulandı. "Sana böyle mi hissettirdim?" O da bana yaklaştı. "Sana böyle hissettirecek kadar kötü zamanlar mı yaşattım?"
Gözünden bir damla düşerken elleri yanağıma kondu. "Sana aşık olduğum halde başkasına aşıkmışım gibi hissettirdiğim için, çok özür dilerim Jinri."
Kendimi tutamayacağımı anlayınca ben de ağlamaya başladım. Elleri yanaklarımı bırakıp belime dolandı ve beni sıkıca sardı. Göğsünde nefes alıp verirken, onu çok özleyip ona çok kızdığımı daha iyi anladım.
&
Nihayet finale yaklaşıyoruz. Oylarınızı beklemedeyim. :)
