Oy ve yorumları unutmayın. Tek kelime de olsa yorum yazmanız beni motive eder. Teşekkürler.
31. 10. 2022
12. BÖLÜM: KARANLIK KORKUSU
Soğuk.
İlk hissettiğim alnımın üzerindeki parmaklardı. Ellerim ve ayaklarım bumbuzdu, vücudumun ısısı düşüktü, içten içe titriyordum. Mırıldanıp duruyordum ama ne söylediğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. Dudaklarım kupkuruydu. Yutkundum.
''Su,'' dedim zorlukla.
Bir rahatlama nefesi, ardından, ''Buradayım,'' dedi bir ses. ''Başını biraz kaldır, Sincap.''
O an içimdeki korku azaldı, yerine rahatlamaya bıraktı. Enseme kapaklanan parmaklarının baskını hissettim, bana destek olarak başımı hafifçe kaldırdı.
''Hadi, biraz iç.'' Dudağıma kapanan soğuk cisimden sonra su boğazımdan aktığında, suyu kana kana içmeye başladım. Gözlerim aralanırken dağılan saçları, endişeli gözleri, kasvetli ortamda ateşin yansıdığı yüzünü gördüm.
''Çok karanlık,'' dedim etrafa bakınarak. Oturma odasındaydım, koltuklar vardı ve orta sehpaya koyulan dört uzun mum. ''Işık açsana.''
Başını salladı, yavaşça beni yatağa uzandırdı. O an fark ettim ki ayaklarım havada duruyordu, ayaklarımın altında iki yastık vardı. Başımı hafifçe yana çevirdiğimde dizlerinin üzerine bir kez daha çöken Demirkan'ın varlığı bana iyi hissettirdi. Demirkan bardağı mumların yanına bıraktı, neredeyse suyu bitirmiştim. Hemen kenarda duran telefonu alıp flaşı açarak yüzüme doğru tuttuğunda homurdanıp gözlerimi kapattım.
''Çek şunu.''
''Dur bakayım sana,'' dedi yüzünü iyice bana yaklaştırarak. ''Tamam, iyi görünüyorsun.'' Flaşı yüzümden çekti, telefonu ters koyup tavanda ışığın olmasını sağladı. Artık daha aydınlıktaydım, birinin varlığı ve ışığın gücüyle kendimi daha iyi hissettim, doğrulmaya çalıştım. Demirkan hemen yanıma gelip belimden tutunduğunda doğulmamı sağladı.
''Ne oldu bana?''
''Bayıldın,'' dedi, ardından dijital kol saatine baktı. ''Yaklaşık üç dakikadır baygınsın. Çığlınla aşağıya indiğimde seni mutfakta yerde buldum. Orada ne yapıyordun?''
Gözlerimi devirdim. ''Hiç,'' dedim dalga geçercesine bir sesle. ''Öyle bir uzanayım dedim.''
Demirkan dudaklarını birbirine bastırdığında ciddi olmaya gayret ediyordu. ''Neyse,'' dedi gülümseyerek. ''Kendine gelmen on dakikanı aldı. Sürekli sayıklayıp durdun.''
''Ne söyledim?''
''Babanı sayıkladın.''
Başımı eğdiğimde kafam zonkluyordu. Az önce yaşadıklarım bana bir kâbus gibi gelmişti, sanki hiç yaşamamış gibiydim. Elektrikler hala gelmemiş olmalıydı. Aklımı okurmuş gibi, ''Sokağın trafosu patlamış,'' dedi. ''Ertesi gün ya da birkaç gün daha gelmeyebilir.''
''Ne?'' dedim dehşetle. ''Ciddi olamazsın.''
''Korkma,'' dedi hemen. ''Karanlıktan dolayı korkup bayılacağını hiç tahmin etmemiştim.'' Çıkarımına sessiz kaldım, itiraz etmedim. ''İstersen yanında kalırım.''
Başımı hevesle aşağı yukarı salladım. ''Üşüyorum,'' dedim.
Kaşlarını kaldırıp bir şey hatırlamış gibi ayağa kalktı. ''Kendine gelmen için pencereyi açmıştım, kapatayım.''
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ALABORA
Bí ẩn / Giật gânALABORA Annesinin ölümünün ardından, babasıyla İstanbul'a taşınan bir genç kızın hikayesi... Yeni bir okul, yeni arkadaşlar, yeni bir şehir... Bunlar Yağmur için hiçbir şey ifade etmiyordu. Tek istediği annesi ve onun sıcaklığıydı. Yalnızlığın için...
