19.11.2022
ALABORA
14. BÖLÜM: ''KORKARSAN KORKUTURLAR''
Çaresizlik, insanın derdini çözecek hiçbir şeyin olmayışı demekti oysa bakıldığında çareyi etrafımızdakilerden görmediğimizde böyle bir durum ortaya çıkardı.
Şimdide böyle bir durumun içindeyim, birçok şekilde ortaya dökülmesi gerekenler vardı ancak ne kadar yakalanmamaya çalışsam dahi bir şekilde sobeleniyordum.
Gökçe'den hastanenin adresini aldıktan sonra görüşmeyi bitirdim.
Birkaç dakika sonra telefonum çaldı, tahmin ettiğim gibi bilinmeyen bir numaraydı. Merdivenlerden indim, karakolun bahçesinden hızlıca çıkarak dikkat etmediğim bir yöne doğru adımladım.
Çağrıyı cevapladım. ''Tatlı, küçük Yağmur...''
''Ne var Allah'ın belası!''
Bir sessizlik oluştu, ardından manyak herif bir kahkaha attı. Ses değiştiren cihazdan kullanıyordu, iğrenç gülüşü daha fazla mide bulandırıcı bir hal alıyordu. ''Vay canına! Bakıyorum da dünkü gibi korkak değilsin. Polise gidecek kadar cesaretlisin ama arkadaşlarına zarar vereceğimi düşünemeyecek kadar aptalsın ya da bencil mi demeliyim?''
''Ne istiyorsun?''
''Sana verdiğim süre azalıyor, Yağmur. Ne polise gideceksin ne de bir başkasına bunları anlatacaksın, tamam mı?''
''Sana benden ne istiyorsun diye sordum.''
''Babanı tanı, Yağmur. Yaptıklarını öğren, bütün kanıtları topladığında babanı öldüreceğim ve sen bana isteyerek yardım edeceksin.''
Korktum. Babamı sevmezdim ama birinin onu öldürsün diye ellerine teslim edecek değilim. Henüz o kadar gaddar değilim.
''Blöf yapıyorsun.''
''Efe sana sadece bir gözdağıydı. Süren azalıyor.''
Telefonu kapattı. Bir süre öylece kalakaldım. Ama en sonunda apar topar hazırlandım, bir taksiye bindim. Gökçe'nin bahsettiği hastane yirmi dakikamı almıştı, hızlıca resepsiyona uğradım. Efe'nin kaldığı odayı öğrendikten sonra üçüncü katta çıktım. Gökçe'yi gördüğümde ona doğru yürüdüm. Perişan görünüyordu. Kıvırcık saçları dağılmıştı, yere çökmüş duruyordu ve yalnızdı. Başını hafif çevirdiğinde beni gördü, acele davranarak dizlerine çöktüm ve arkadaşıma sıkıca sarıldım.
''Canım benim,'' dedim. Gökçe başını omzuma koyup hıçkırarak ağladığında boğuk bir şekilde konuştu.
''Okul çıkışı evine doğru giderken kestirme yolu kullanmış, ara sokaklardan birinde kar maskeli bir adam ona durup dururken saldırmış. Kim yapar bunu aklım almıyor!'' Bana doğru baktı, göz pınarları kıpkırmızıydı.
''Durumu ciddi mi?'' diye sordum.
Gökçe rahatlamış bir sesle, ''Şükürler olsun, ciddi görünmüyor. Sadece burnu kırıldı, ameliyat olması gerek. Bir de gözünde morluklar var. Onunla az önce konuştum, durumu iyi.''
''Yanına gidebilir miyim?''
''Şuan ailesi yanında, onlar odadan çıktıklarında biz de yanına gideriz.'' Gökçe'nin ayağa kalkmasına yardımcı oldum. Omzuna destek oldum.
''Gel sana kahve alayım, kendine gel. Hem hava almış olursun.'' Başını olur anlamında sallayıp minnetle gülümsedi. Koluna girdim, onu bahçeye doğru götürdüm. İkimize de kahve aldım, Gökçe'ye atıştırması için sürekli yediğini gördüğüm karameli çikolatadan da kaparak yanına gidip oturdum. Açık havada hastanenin kamelyalarında birinde oturuyordu. Başını eğmiş gözleri bir yere odaklanmıştı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ALABORA
Mystery / ThrillerALABORA Annesinin ölümünün ardından, babasıyla İstanbul'a taşınan bir genç kızın hikayesi... Yeni bir okul, yeni arkadaşlar, yeni bir şehir... Bunlar Yağmur için hiçbir şey ifade etmiyordu. Tek istediği annesi ve onun sıcaklığıydı. Yalnızlığın için...
