11. 12. 2O22
19. BÖLÜM: SIRLAR YA DA SINANANLAR
Kollarımı kendime dolayarak kendime gelmeye başladım. Tam o sırada yanımda beni izleyen kehribar rengi gözlerin sahibini fark ettim. Demirkan Yücel. Gülümseyerek beni izliyordu. Hemen kendime gelerek yataktan doğruldum, etrafıma bakındım.
Gün ağrımaya başlamıştı.
''Günaydın.''
Gözlerimi tamamen açtığım. Beni izleyen Demirkan'ın dudaklarında muzip bir ifade vardı ve anormal bir şekilde sırıtıyordu. Darmadağınık saçları ve kusursuz yüzüyle insanın adeta nefesini kesiyordu. Onu anlatacak kelimeleri arasam bulamayacağımı biliyordum. O kusursuz yüz hatlarıyla insanın başını döndürecek bir tipti ve ben bu durumdan pek de memnun değildim çünkü mantıklı düşünemiyordum.
''Şey... Sana da günaydın...'' Tekrar odaya anlamsız bir göz gezdirdim ve yutkunduktan sonra onun gözlerine zoraki bakarak devam ettim.
''Keşke dün gece beni uyandırsaydın. Uyuya kalmışım. Yani normal de gidecektim ama işte dedim ya uyuya kalmışım. Ama beni uyandırabilirdin. Yani sonuçta bu doğru değildi, değil mi? Her neyse, sen iyi misin? Dün çok kötüydün de.''
Dün onu öpmüştüm, ciddi anlamda bunu yapmıştım ve ardından uyuya kalana kadar birbirimizi aptal âşıklar gibi izlemiştik. Daha öncesinde hayatımda Berk olmuştu ve onunla hiçbir zaman böyle şey yaşamamıştım. Bu beni korkutuyor ama bir o kadar da heyecan veriyordu; ama aptal olduğumu düşünüyordum çünkü onu daha bir buçuk haftadır tanıyordum.
Demirkan doğruldu ve ayağa kalktı. Kahkahasını bastırdığı bariz beliydi. Ben de saçmaladığımı düşündüm ve kendi halime güldüm.
Sırtımı yatağa yasladım. Demirkan bana doğru gelip hafifçe eğildi. Önüme düşen birkaç tutam saçı yumuşak hareketlerle kulağımın arasına yerleştirirken ben öylece donup kalmıştım.
''Utanma benden.'' Başparmağı tüy kadar hafif bir esintiyle yanağıma dokundu.
Doğruldum ve aynı onun gibi ayağa kalktım; ellerimi belime yerleştirip odayı incelermiş gibi yaptım. ''Demirkan,'' dedim. Saçlarımı düzeltiyormuş gibi oyalandım. ''Bundan sonra aynı evde kalmasak daha iyi olur.''
Kaşlarını çattı. ''Senden faydalandığımı mı düşündün?''
''Hayır,'' dedim. ''Daha çok dün ben senden faydalandım gibi.''
Çapkın bir edayla gülümsedi. Kehribar gözleri parlarken, ''Şikâyetçi değilim,'' dedi.
İtiraz ettim. Sesim mızıkçılık yapıyormuş gibi çıktı. ''Ama ben öyleyim.''
''Yağmur,'' dedi Demirkan sıkıntılı bir nefes alarak. Yanıma geldi ve ellerini iki yanağıma koydu. ''Sadece nasıl davranmak istiyorsan öyle davran. Bir şey açıklamak ya da mantığına bir şeyleri sıralamayı düşünme. İçinden nasıl geliyorsa öyle yaşa.''
Yeni uyanmış haline baktım. Dünkü halinden daha iyi görünüyordu ve konuşurken öksürmediğini fark ettim.
Ona katılmıyordum. ''İçimizden geldiği gibi yaşamanın güzel yanları olduğu kadar riskli yanları çok fazla. Bazen daha sonra üzülmemek için şimdiyi kontrol etmek zorundasındır.''
''Belki de ne geçmiş ne geleceği düşünmek yerine sadece şimdiye odaklanmalısın.'' Onun bu açıklamasına şaşırdım. ''Bana izin ver. Baban gelene kadar dört günümüz var. Birlikte vakit geçirelim.''
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ALABORA
Mystery / ThrillerALABORA Annesinin ölümünün ardından, babasıyla İstanbul'a taşınan bir genç kızın hikayesi... Yeni bir okul, yeni arkadaşlar, yeni bir şehir... Bunlar Yağmur için hiçbir şey ifade etmiyordu. Tek istediği annesi ve onun sıcaklığıydı. Yalnızlığın için...
