15.BÖLÜM

8 0 3
                                        

Ölüm korkusu...

Elbet herkes bununla karşılaşmış veya karşılaşacaktır. Kimisi çok erken yaşta kimisi ise çok geç yaşta. Ancak elbet bir gün. Tabi bu bahsettiğim ölüm kendiliğinden gelen, zamanı gelmiş olan ölüm. Birde diğer tarafı var bu ölüm korkusunun. Beklenilmeyen şekilde olanı. Bir cinayet meselesi de denilebilir. Kimse başına değen soğuk bir silah namlusu ile ölmeyi istemez mesela. Onu orada hissetmek bile korkuyu direkt aktif hale getirir zaten. Birde o anki psikolojiyi düşünmek gerek. Elbette burada şuan psikolog konuşması yapmayacağım. Konumuzda zaten bu değil. Ancak bu konu daha çok empati yapabilmeyi gerektirir. Tabi o namlu başınıza hiç değmediyse bu da biraz zordur doğrusu...  

O soğukluğu hissediyordum. O korkuyu da hissediyordum. Bora'nın çaresizliğini de hissediyordum. Öylece bir bana bir de arkamda başıma silahın namlusunu dayayan kişiye bakıyordu. "Sakın yapma bunu" Bora'nın sesi sessizliği birazda olsun bozmuş gibiydi. Ancak arkamda her kim varsa Bora ona da çok farklı bakıyordu. Biraz arkamı dönecektim ki silah ile kafama baskı yapılmıştı. Bora umutla konuşmaya devam ediyordu. "Bak sana elimden geldiğince yardım edeceğimi söyledim. Ona zarar vermelerinden korktuğunu biliyorum." Arkamdaki kişiden derin bir nefes çekiş gelmişti. Hatta kulağıma gelen bazı sesler ağladığını söylüyordu. "Oğlum istemediğim şeyler yapmak zorunda bırakma beni be" Bu sefer arkamdaki kişinin ağlama sesi hıçkırıklara dönüşmüştü. Sadece bir şey söylemişti. Son bir şey. "Özür dilerim kardeşim" Bir anda Bora bir eli ile beni arkasına çekerken diğer eli ile silahı tutan kolu havaya kaldırmıştı. Bir silah sesi duyulmuştu okulun koridorlarında. Silah tam yine bana nişanlanıyordu ki ikisi arasında kısa bir çekişme sonrası ikinci silah sesi duyulmuştu. Bora Barın'ı vurmuştu. Elindeki silahı hemen yere fırlatıp tıpkı Barın gibi yere çökmüştü o da. Onunda ağlamaları arasından ona karşı son bir cümle peyda olmuştu. "Özür dilerim kardeşim" 

Ben olayın şokunu atlatmaya çalışırken benimde gözlerimden yaşların aktığını yeni fark etmiştim. Barın'a bakarak yerde oturup ağlayan Bora'nın yanına gidip oturdum. O ise daha yüksek sesle ağlamaya başlamıştı. Elimi sırtına koyduğum anda başı öne iyice düşmeye başlayınca dizime doğru yatmıştı. Ardından bacaklarını kendine doğru çekip sessizliği hıçkırıkları ile doldurmuştu. Tam karşısında ise Barın'ın ile göz göze olduklarını fark edince ellerim ile Bora'nın gözlerini kapattım. Onu böyle görmek bana çok tuhaf gelmişti. Normalde dışarıdan bakıldığında kocaman, çok güçlü birine benzerken şu anda adeta kollarıma muhtaç küçük bir çocuk gibiydi. Derin derin nefesler alırken bir yandan da mantığımı dinlemeye çalışıyordum. Burada durmamızın pek doğru olduğunu sanmıyordum. Biraz zaman geçtikten sonra kısık sesle Bora'ya seslendim ama uyumuş gibi gözüküyordu. Arada derin nefesler alıyordu ancak sonra devam ediyordu. Omuzunu biraz sarsarak seslendiğimde yavaşça gözlerini açmıştı. Karşısında Barın'ı görünce derin bir nefes almıştı. Ardından yattığı yerden kalkarak bana dönmüştü. "Bizi merak edecekler aşağıya insek iyi olur." Başı ile bana onay verdiğinde ikimizde ayağa kalkıp sessizce merdivenleri inmeye başlamıştık. Kantine geldiğimiz zaman Bilnur bizi görüp hemen yanımıza koşmuştu. "Neredesiniz siz ya? O maskeli adamlar geldi. Barın'ı aldılar. Hala geri dönmedi. Az öncede bir silah sesi-" Bilnur dayanamayıp sustuğunda Bilnur'da Bora'da ağlamaya başlamıştı. Ancak Bora'nın şuanda ağlama nedenini yalnızca ben biliyordum. Birileri gelip Bilnur'u oturttuğunda bende Bora'nın koluna girip onu bizim masaya götürdüm. Ahu hemen bize iki tane çay getirdiğinde ikimizde sessizce çaylarımızı yudumlamaya başlamıştık.

Ahu ve Alkım bir süre sonra aralarında sessiz bir anlaşma yaparak yanımızdan ayrılmıştı. Bizim aramızdaki bu sessizliği ise Bora bozmuştu. "Benden korkuyor musun?" Bu soru üzerine hemen ona dönmüştüm. "Neden senden korkayım Bora? İlla ki orada o yolu seçmenin bir nedeni vardır." Kısa bir gülüş attıktan sonra kaşlarını kaldırarak "Demek bana güvenmeye başlıyorsun Sahra hanım" demişti ancak bunu gerçekten mutlu bir şekilde söylememişti. Şuan da buna bile sevinemeyecek kadar kötü bir durumdaydı. Her ne kadar o bu söylediğimin gerçekten ona güvendiğim için olduğunu sansa da asıl neden babam ile Barın'ın arasındaki sohbeti duyduğumdandı bu sakinliğim. Evet belki de  ölmesi gerekmiyordu, başka çözüm yolları olabilirdi. Ancak o an başka çözüm yolu yok gibiydi. Bora en mantıklı olan şeyi yapmıştı. 

K.O. OKULUBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin