Hayal kırıkılığı insanın içini öyle bir acıtır ki. Bazen kelimeler fiziksel olan eylemlere kıyasla daha çok acıtır insanın canını. Etrafta iyilerin kaldığını düşünürken hiç beklemediğin kişilerden yemek ise bu darbeyi daha da büyük bir hayal kırıklığına uğratıyordu açıkçası. Bu tıpkı bir çocuğa isteği üzerine şeker alıp daha sonrasında o tam yiyecekken şekere vurup yere düşmesini sağlamak gibidir. O çocuğun o an ki duygularını görseniz gerçekten ne demek istediğimi anlardınız. Kimisi ise bu söylediğimi bile anlamıyor. Yani o kadar kalbi taşlaşmış insan var etrafta. Üstüne üstlük çevrelerinde ki insanların kalbinide kendilerininkine benzetmek için onlarda hayal kırıklığı oluşturma çabası gösteriyorlar...
Fısıldayarak yalnızca onun duyabileceği şekilde konuştum. "Doğru tabi. Sende onlardansın" dediğimde tam arkamı dönüp kantinin çıkışına doğru ilerleyecektim ki beni durduran şey onun sesi olmuştu. "Ama" diyen Bora'nın sesini duymam ile tekrar ona döndüm. "Mantıklı düşünecek olursak bence Sahra yapmadı" dediğinde Bilnur hemen konuşmaya başlamıştı. "Bora bunun mantığı falan mı var. Ya görmüşsündür ya da görmemişsindir. Bize kanıtlarla gel." Bir süre sessiz kaldığı zaman hayal kırıklığını belli eden yüz ifadem ile tam arkamı dönecektim ki yeniden sesi ile duraksadım. "Gördüm. Günberk bıçak Sahra'nın elinde iken omzuna saplanmasını sağladı."
Herkes Günberk'e dönmüştü. Günberk ise bir anda robot gibi kalakalıp dümdüz bir şekilde yüz üstü yere düştü. Herkes birbirine bakmaya başladığı sırada Barın gidip ona bakmıştı ve üzgün bir şekilde bize dönerek başını iki yana salladı. Ancak bunun normal bir gidiş olduğuna ne ben ne de başka birisi inanmazdı. Ahu 'nun yanıma gelip bana sarılması ile şaşırmıştım.
"Bir an gerçekten kötü biri olabileceğini düşündüm." Ona gülümsedim. "Hadi gel bu sefer seninle geleyim lavaboya" Beraber lavaboya gidip geldikten sonra kantine döndük tekrar. Günberk'in bedenini kantinden kaldırmıştılar ancak içerisi çok kötü kokuyordu.
Ahu ile beraber masaya oturduğumuzda Alkım elinde kahve tepsisi ile yanımıza gelmişti. Ahu'nun yanına oturduğunda ise ikiside karşımda oturuyor olmuştu. Onlar kahvelerini alıp bana da uzattıklarında gözümü yumarak teşekkür etmiştim. Onlar çikolataları ile beraber kahvelerini içmeye başladıklarındaysa ben telefonumun notlar kısmını açıp bir şeyler yazmaya başlayacaktım. Uzun zamandır hiçbir şey yazmıyordum. Bütün beste defterlerim yurtta olduğu için telefonuma yazacaktım. Notlar kısmından bir yer açtım ancak yalnızca önümdeki dik çubuğun gidip gelmesini izliyordum. Bir kaç günde paslanmıştım cidden. Biraz daha durduktan sonra ilham bir anda gelmişti. Hemen ellerimi klavyenin üzerinde gezdirmeye başladım.
'Hayat bir tünel gibidir
Karanlığa gömülüp gidilir
Etrafta hep o aranır
Çünkü aydınlığı getirir'
"Demek şiir yazıyorsun" diyen Bora'nın sesi ile ona dönmüştüm. Hemen yanımda olan kendisine cevaben başımı sallayıp mırıltım ile onayladığımda yeniden telefona döndüm." 'Etrafta hep o aranır' kim o ? " dediğinde başımı telefondan kaldırmadan yanıtladım. "Kişinin güvendiği biri. Artık her kim ise. Kişiden kişiye değişir." Notlarımı kaydedip telefonu kapattım. Bora'nın "Ancak bir hata var" demesi ile kaşlarım çatılmış bir şekilde ona dönmüştüm. "Ne hatasıymış o? " diye sorduğumda hiç beklemeden yanıtlamıştı. "Kişinin güvendiği kişi, bir nevi ona aydınlıkta denmek istenmiş. Yani karanlıktakilerden korkulup aydınlıktakilere güvenildiği belirtilmiş. Değil mi? " Anlamsızca ona bakmaya devam ederken "Evet" dedim bunun neresinde hata der gibi. "Benden sana bir tavsiye" diyerek iyice kulağıma yaklaşmıştı. "Karanlıktakilerden değil aydınlıktakilerden korkmalısın. Çünkü onlar aydınlığa çıkacak kadar cesur."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
K.O. OKULU
Novela JuvenilHer şeyin normal olduğu bir okulda bir anda işler çığırından çıkar. Her şey bir cinayet ile başlamıştır. Öldürülen bir öğrenci... Okulda ki katil kim ? Katil mi ya da katiller mi demeliyim ? Akılların alamayacağı bu ortama girince sizde kaybolacaksı...
