Zifiri karanlık...
Yer ve gök boşluğu haykırıyor.
Sesler susmuş, sanki Dünya durmuş, zaman kesilmiş, hayat bir süreliğine nefesini tutmuş.
Bu küçücük dairede, küçücük bedeniyle sarışın, yelkovanın tıkırtıları, dışarıdaki ağaçların sallanışı, buz dolabının borularından gelen hafif uğultusu, atan kalbinin ve aciz nefeslerinin sesinden başka hiç bir sesin eşlik etmediği yalnızlığıyla bir duvar köşesinde korkudan titreyerek öylece duruyordu.
Titreyen küçük elleri, az önce ağzından kaçan ince tiz çığlığın pişmanlığıyla dolgun pembe dudaklarına son gücüyle sarmalanmış, aynı yanlışın tekrar olması korkusuyla sertçe bastırıyordu. Elleri sayesinde kafasını her ne kadar sabit tutabiliyor olsa da iliklerindeki titrekliğe bir türlü engel olamıyor, bu acizlikle ayaklarını karnına kadar çekmiş duvara sanki onu koruyacakmış gibi adeta sinmişti.
Korkunç gözler... Koca, kızarmış korkunç gözler...
Küçük bir deliğin ardından onu izliyordu.
Ne zamandan beri?
Düşündükçe bedenine bıçaklar saplandığını, algılarının farkındalıkla yandığını hissediyordu.
Duvardan dökülen boyalar, evin içinde çırılçıplak dolaştığı anlarda gelen garip sesler, o fareyi bulduğu anla birebir aynı zamanlamada dövmelinin kapıyı tıklatması... Her şey öylesine gözünün önünde yaşanmış, öylesine barizmiş ki... Tüm bunları sadece tesadüften ibaret görüp geçiştirmişti. Ne kadar da aptaldı meğer... Hiçbir şey tesadüf değildi...
Peki ya ne zamandan beri? Binaya ilk taşındığında mı? Kaç kere çıplak bedenini bir sapık gibi o duvardan izlemişti? Kaç kere uyurken gördüğü ıslak rüyalarına eşlik etmişti? Kaç kere modellik için çalıştığı o erotik pozlara şahitlik etmişti? Kaç kere izlediği o müstehcen filmlerin bir diğer seyircisi olmuştu?
Lanet olası, bu sapık herif ne zamandan beridir onu izliyordu!?
Korkunçtu...
Göz pınarları acışıyor, nefes sesini dahi gizlemeye çalışıyordu. Tek bir varlık bile yok muydu uyanık olan? Şu koca dünyada yalnızca o ve kendisi kalmıştı sanki... Yardımına koşacak tek bir canlı bile yoktu. Öylesine karanlıktaydı ki... ışık bile uyumuş, onu kimsesiz bırakmıştı sanki...
Bu yüzdendi çığlıklarını susturma çabası. Şu koskoca binada yardım için haykırsa onu duyacak tek kişi dövmeliydi sanki. Başka her canlı onun yakarışlarına kulaklarını kapatmış, yokluğu oynuyor gibiydi.
Ama... ama güvendeydi öyle değil mi? O adam o küçücük delikten içeri girecek değildi? Giremezdi değil mi? Ah... lanet olsun... Her şey öylesine korkunç bir masala evrilmişti ki bu bir kaç saat içinde... o duvardan geçecek olması ihtimali bile imkansız gelemiyordu. Şu an o manyak adam tam arkasından çıkarsa bile şaşırmazdı. Her an her şeyi yapabilirdi...
Bir anda hafif bir hışırtı duyuldu duvarın arkasından. İzlemeyi bırakmış da duvardan ayrılıp gidiyor muydu yoksa?
Jimin, nefes seslerini olabildiğince susturmaya çalıştı. Belki olur da... dövmeli bir an yanlış gördüğünden şüphe ederek onun orada olmadığını düşünür ve giderdi... Burada olduğunu anlamaması gerekiyordu. Görmüştü evet... ama kim bilir? Belki bir ümit anlamamıştır? Belki karanlık olduğu için görmemiştir onu?
Öyle görünüyordu da zaten. Duvardan geriye çekilmişti işte. Belli ki görmemişti...
Aniden bir adım sesi yankılandı.
Jimin, acizce bu ümide tutundu. Gidiyor olduğu ümidine.
Bir adım sesi daha...
Fazla tok, fazla sakin... Sanki her adımında bir anlam yatıyordu, her adımı bir kelimeyi fısıldıyordu. Öylesine derin, öylesine dikkatliydi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
JEON
Fanfiction"Kalbini duymak istiyorum... Çünkü onu yiyeceğim" Jeffrey Dahmer'in gerçek hayat hikayesinin KookMin'e uyarlanmış halidir. ❗+18 ❗Mide bulandırıcı sahneler vardır ❗şiddet,kan,korku ❗Ağır smut
