18- 'Hikaye'

1.1K 108 33
                                        

Ölmedim👍🏻

Yabancı bir odada uyanmak Felix'i biraz rahatsız etmişti fakat yanında alıştığı ve ona iyi gelen feromon kokusunu duyunca tekrar rahatlamıştı. Dün gece Hyunjin'e geçmişte yaşanmış olayları bahsettiğinde Hyunjin onun saçlarını okşarken Hyunjin'in göğsünde ağlamıştı Felix. Yan tarafına baktığına Hyunjin'in hâlâ uyuduğunu görmüştü. Dün gece kendisi yüzünden geç uyuduğunu düşünüp morali düştü Felix'in, bir an önce bu saraydan kurtulup kendi sarayına dönmek istiyordu. Uyuyan küçük deltasına baktı, baktı ve daha çok baktı. Ne kadar tatlı olduğunu düşünmeden edemedi. Onun uyanmamasına dikkat ederek elini saçlarına daldırdı. Yumuşak saçlarda yavaşça gezdiriyordu saçlarından sonra elinin tersiyle yavaşça Hyunjin'in pürüzsüz tatlı yanacıklarında gezinmeye başladı.

Kapının tıklatılmasıyla irkilip anında elini çekti Felix. Ardından kalkıp kapıyı açtı. Karşısında dünkü omegalardan birisi duruyordu. Elinde birkaç giysi vardı. "Bunlar prensesimizden size hediye efendim." Omega eğilerek hediyeleri Felix'in eline bıraktığında Felix ne olduğunu şaşırmıştı. Hyejin'in bir işler karıştırdığını düşündü. "Teşekkürler, gidebilirsin." Omega şaşırmıştı. "Gideyim mi? Sizi giydirecek ve yemek salonuna kadar eşlik edecektim."

"Burada işler böyle mi yürüyor? Neyse teşekkür ederim giydirmene falanda gerek yok gidebilirsin." Felix hafif gülümsemeyle omegaya gidebileceğini söylediğinde omega şaşırmıştı. Prensesinden duyduğuna göre prens Felix cidden kötü birisiydi fakat şu an hiç öyle gelmemişti omegaya.

Felix, Hyejin'in bir şeyler karıştırdığını düşündüğü için onun gönderdikleri yerine akşam baloda giydiğini giydi. Oturdu ve Hyunjin'i tekrar izlemeye koyuldu. Hyunjin homurdanarak uyandığında Felix yerinden kalkıp sanki saçını yapıyormuş da Hyunjin'in uyandığını fark etmemiş gibi yaptı.

Hyunjin yerinden kalktı ve ayna karşısında saçıyla cebelleşen Felix'in arkasına geçip beline kollarını doladı ve omzuna bir öpücük kondurdu. "Günaydın benim küçük eşim."

Felix de saçıyla uğraşmayı bırakmış kafasını Hyunjin'e çevirmişti, ardından Hyunjin kollarını gevşetti ve Felix de tam olarak Hyunjin'e döndü. Kollarını boynuna doladı. "Günaydın benim büyük eşim." İkisi de kıkırtılar eşliğinde bir günaydın öpücüğü bıraktılar birbirlerinin dudaklarına . "Ne zaman uyandın?" Felix bilmemezlikten gelmeye çalışıyordu.

"Az önce uyandım. Belli değil mi?" Üstündeki pijamayı göstererek konuşmuştu Hyunjin. "Asıl sen ne zaman uyandın da bu kadar hazırlandın."

"Ben de senden biraz önce kalktım. Sonra Hyejin bizim için kıyafet gönderdi. Kesinlikle bir şeyler karıştırıyor, sürtük."

Hyunjin kaşlarını çatmıştı. "Sana böyle düşündüren şey ne?" Felix eşine inanamayarak geri çekildi ve ciddi mi diye yüzünü incelemeye başladı. Ciddi olduğunu fark ettiğinde gözlerini devirdi ve saçlarını düzeltmeye geri döndü. "Uyanamadın herhalde. Dün bana karşı nefretini kustuğunun farkındasındır umarım. Sen de onun gönderdiklerini değil de dün baloda giydiklerini giyeceksin." Hyunjin, Felix'in kıskanç tavrına karşı eğlenerek gülümsedi. Felix'in onu kıskanması çok fazla hoşuna gidiyordu. "Emredersiniz prensim." Kıkırdayarak lavaboya girdi ve işlerini halledip çıktıktan sonra soyunmaya başladı.

Dün giydiği takımı tekrardan giydi ve hâlâ aynanın karşısında saçıyla uğraşan minik eşinin yanına gitti. Onun elleri yerine kendi ellerini koydu ve güzelce saçlarını düzelttikten sonra yan tarafta duran Felix'in tacını aldı ve yavaş ve nazikçe başına yerleştirdi. Hyunjin'in bu yaptığı Felix'in oldukça hoşuna gitmişti. Gülümseyip kendisine yaptığı gibi o da Hyunjin'in saçını düzeltti ve tacını alıp başına yerleştirdi.

Başındaki minik elleri koca eline hapsetti ve birer öpücük kondurdu ellerine. Felix yatağı, etrafı hafifçe toplamıştı ve elini eşinin eline kenetleyip odanın kapısını açıp çıkmışlardı.
Yemek salonuna ulaştıklarında salonun hâlâ dolmadığını gördüler. Minho, Jisung, Jeongin ve Yejinin oturduğunu gördükleri masaya ilerlediler ve oraya oturdular. Minho, kardeşinin gülümseyerek geldiğini gördüğünde içi rahatlamıştı. Dünden sonra böyle olabilmesinin sebebinin Hyunjin olduğunu biliyordu. Belki de ona olan nefretini azaltmaya çalışmalıydı sonuçta kardeşini gülümsetebiliyordu.

"Bebeğim, iyi misin?" Jisung yerinden kalkmış ve Felix'e sıkıca sarılmıştı. Bütün gece endişeden gözüne uyku girmemişti minsung çiftinin, sonuçta Felix minik bebekleri sayılırdı. "İyiyim canım, endişelenme." Zaten mimiklerinden ve gözlerinden belli oluyordu fakat kendi ağzından duymak iyi gelmişti Jisung'a.

Felix ve Hyunjin yerleştikten sonra salon yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Felix neredeyse balodaki herkesi burada görünce garipsemişti. Hazırlanan masalar dolduğunda hizmetliler yemek servisi yaptı. Salonun başında ve tüm masalardan yüksekte olan Park ailesinin masası bulunuyordu. Kral konuşma yapacaktı ve sonra salondaki diğer masalar başlayabilirdi. Herkes kralın konuşmasını yapmasını beklerken prenses Hyejin'in ayağa kalkmasıyla herkes şaşırmıştı.

"Öncelikle herkese günaydın! Bizi kırmayıp burada konakladığınız için teşekkür ediyorum ve hepinizi tekrardan burada görmekten onur duyuyorum." Hyejin gülümseyerek bakışlarını herkesin üstünde dolandırdı ve Felix'e gelince bakışları durdu ardından da gülümsemesi soldu. "Yemeğe başlamadan önce size bir hikaye anlatmak istiyorum yalnız, uyarayım iştahınız kaçabilir." Felix'in gözlerinin içine baka baka, sırıtarak söylemişti cümlesini. Ardından elinin kapıya uzattı ve içeri yeşil saçlı, siyah gözlü iri yarı bir alfa girdi. Giren alfayı görünce Felix'in göz bebekleri titredi.

"Kraliyet muhafızlarımızdan biri olan Robert'ın hikayesi." Robert, Hyejin'in önünde diz çöküp boynunu eğdi. "Robert, bir zamanlar Lee Krallığının muhafızıydı. Hatta Lee Krallığının ikinci prensi olan prens Felix'in şahsi muhafızlarındandı. Değil mi prens Felix?" Felix ağzını açıp tek kelime bile edememişti. Gözleri dolduğunda birkaç damla yaş süzüldüğünü gören Hyejin zevkle devam etti.

"Bir zamanlar Robert'ı kendine aşık etmiş ve daha 14 yaşındayken hamile kalmıştı." Tüm salon şaşkına dönmüş bir şekilde Felix'e baktı. "Bundan sonrasını sen anlatabilirsin Robert." Robert ayağa kalktı ve Felix'e dönüp gözlerinin içine baktı. Felix, onunla göz göze geldiğinde güç almak için bir kolunu Hyunjin'e attığında Hyunjin sıkıca Felix'i belinden tutuyordu.

"Özledin mi beni sevgilim? Şimdi başkasının kollarında olsanda ilk başta benimdin. Çocuğumuz doğduğunda acımasızca onu öldürdükten sonra nasıl hâlâ hayatına devam edebiliyorsun?" Robert gözyaşları içinde söyleyip Felix'e yaklaşmıştı. Felix nefes alamadığını hissediyordu.

Minho sinirle adamın üstüne atladı ve yumruğunu adamın yüzüne geçirdi. "Ben sabahın 4'ünde seni kardeşime tecavüz ederken yakaladım orospu çocuğu. Kardeşim daha 14 yaşındayken kardeşime saatlerce tecavüz ettin ve sonunda hamile bırakıp kaçtın." Hiçbir muhafız Minho'yu durduramıyordu. "Sen kardeşimin tecavüzcüsüsün sevgilisi değil. Ayrıca bebek erken doğdu ve basınç farkını bünyesi kaldıramadığı için öldü!" Minho, yumruklarını adamın suratına geçirirken Felix'in hıçkırıklarını işitip durmuştu. Minho anında yerinden sıçradı ve Hyunjin'in göğsüne gömülmüş, hıçkırarak ağlayan Felix'i gördü. Gördüğü görüntü kalbinin binlerce parçaya bölünmesini sağlamıştı.

Hyunjin, Felix'in saçlarını okşarken neler olup bittiğini anlayamayan Hyejin'in gözlerine soğukça baktı. Böyle bir şeyi nasıl yapardı? "Krallığınızda bir pedofili ve tecavüzcü birisini nasıl bulundurabilirsiniz? Hwang krallığı ve Park krallığı arasındaki dostluk bitmiştir." Hyunjin, Felix'i kucağına alıp salonu terk etmişti.

Hostile Kingdoms//HyunlixBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin