4.0

2.2K 201 61
                                        

🥳 30K Olduk Bizz 🥳

Yorumlarımızı ve oylarımızı unutmayalım

Keyifli Okumalar

|∘◦☘◦∘|

Ocak ayının sonlanmasıyla, ağrılı bir ders seçim döneminin de bitmesiyle birlikte eski rutinimize geri dönmüştük artık. Selin ve Gökay o gün ne konuşmuşlardı hala bilmiyordum. Aralarındaki kavga çözülse de bu aralarında başka bir 'şeyin' başlamasına sebep olmamıştı. İkisinin de zamana ihtiyacı vardı, en azından bu süreyi birbirlerini yıpratarak geçirmeyi bırakmışlardı. Eski halimize dönmüştük tekrardan.

Yani, Poyraz'layken ne kadar dönebilirsek işte.

"Çek şunu." diye fısıldadım dişlerimin arasından, bacağımdaki elini tutup kucağına bıraktım yavaşça. Gözlerinin ucunu bana değdirdikten sonra o elini çenesinin altına dayayıp Alp'le olan diyaloğuna odaklandı tekrardan. Hafifçe de somurtmayı ihmal etmemişti.

Rahatsız olduğumdan değildi, aksine fazlasıyla rahattım. Bu sefer alışmaktan korkmuştum. Poyraz temas bağımlılığını fırsatını her bulduğu anda tekrar tekrar hatırlatsa da belki de şaşılacak bir şeydi ama ince bir çizgisi vardı asla ötesine geçmediği. Beni kendi hakkında bir kez daha yanıltmıştı. Açıkçası zamanla daha çok gevşeyip cıvıtacağını düşünmüştüm, öyle olmamıştı.

Tabii bizim gibi Gökay'ın da normaline döndüğünün altını çizmeliydim. Selin konusunda en azından bir şeyleri çözdüğünden beri biraz olsun gevşemiş ve bu fırsatı zamanında veremediği tepkileri şimdi vermekte kullanıyordu. Bir yandan da bu yüzden kendimden uzaklaştırıp duruyordum.

"Sıla..." Güneş'in sesiyle daldığım düşünceler aleminden çıktım. "Çıkışta sen de gelecek misin?" Konuyu tamamen kaçırmıştım. Yanağımın içini dişleyip soruyla cevapladım sorusunu.

"Nereye?" Hemen yanaklarını şişirip numaradan çattı kaşlarını.

"Ohoo dinlemiyorsun bile! Çıkışta prova var onu izlemeye gelecek misin diyorum?" Bahar şenliğine yetiştirmeyi planlıyorlardı. Aslında haddinden uzun çalıştıklarını düşünmeden edemiyordum, garip bir mükemmeliyet takıntıları vardı. Biraz da kısa kısa prova yapıyor olmalarına veriyordum bunu. Herkesin ortak zaman bulması zor oluyordu.

Benden önce Gökay konuştu bıkkın bir sesle. Düşüncelerimi resmen dışa vurdu. "Oğlum hala bitmedi mi bu?" Güneş yeniden şişirdi yanaklarını. 

"Bitmedi Gökay. Daha var ama az kaldı." Biraz duraksadı, ne kadar kaldığını hesapladı zihninde. "Sayılır."

"Gelirim istiyorsan." dediğimde birkaç dakika önce kovduğum sıcaklık tekrar bacağımdaki yerini almıştı. Bu sefer izin verdim.

"Gel lütfen."

İlginç bir histi. Gelmemi istemesinin farklı bir nedeni var gibi hissetmiştim. Bu his de merak duygumla birleşince kararım kesinleşmişti. O konuşmamızdan bir süre sonra kalkıp derse yetişmiştim. Zaten son dersimdi ve bloktu, prova için kullandıkları salon da bizim binadaydı.

Dersten çıktıktan sonra sakin sakin oraya ilerledim. Sınıftan hallice bir odaydı burası aslında. Genişti tabii. İleride sahne olarak kullanılan küçük bir platform vardı. Derslik olarak kullanıldığı zamanlarda oraya kürsü koyuluyordu. Hemen bitişiğindeki odaya açılan bir kapısı vardı. Orayı da depo olarak kullanıyorduk. Kostüm, ıvır zıvır ne aranırsa vardı. Sahnenin önünde ise tek kişilik rahatsız olan, sol kol kısmında küçük masa gibi çıkıntı bulunduran o sandalyelerden vardı.

PORTRE ✔Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin