Gözlerimi kapatıp derin bir nefes daha aldım. Bu iş beklediğimden de zordu. Cana çok güçlüydü. Ama Luasya'nın dediği olmuştu. Uyum sağlayamıyorduk. Güçlerimizi birleştirmek neredeyse imkânsızdı.
"CL." Luasya'nın sesini duymamla arkamı döndüm. Hissiz bir şekilde bana bakıyordu. "Efendi seni bekliyor." Yüzündeki ifadenin nedeni anlaşılmıştı. Ejderham hakkında konuşacaktık.
Arkasını dönüp ilerlemeye başlayınca son kez Cana'ya baktım. Endişemi hissetmiş olacak ki hareket etmeden bana bakıyordu. Sessizce ilerlemeye başladım. Beni orada bekleyecek gibiydi. Yol bozyunca başımı eğmiş, sessizce Luasya'yı takip etmiştim.
Saraya girdiğimizde endişem iyice artmıştı. İlk defa Efendi'den azar işitecek olabilirdim. Merdivenlere ilk kez ayak basıyordum. Daha önce hiç üst kata çıkmamıştım. Luasya çoğu kez çıktığını söylemişti. Ne kadar güç bakımından yüksek olmasada rütbesi çok yüksekti. Onunla arkadaş olmam bana avantaj sağlamıştı.
Tecrübesine her zaman hayran olmuştum. Tabii bu zaman içerisinde kalbimin ona bağlanmasını engelleyememiştim. Ancak bu çok büyük bir hataydı. O benden çok daha yüksekteydi. Onunla arkadaş olmam bile bu kadar tepki görmüşken ilerisini onun bile istemeyeceğini biliyordum. Bu yüzden bunu hiçbir zaman ona söylemeyecektim.
Büyük kapının önüne gelince kafamı kaldırdım. Heryerde altından yapılmış eşyalar vardı. Luasya ihtişamlı kapıyı açıp ilerlemeye devam etti. Burası Efendinin odasıydı. İçeride birkaç koruma vardı. Biz ilerlemeye devam ederken hepsinin gözleri üzerimdeydi, bunu hissedebiliyordum.
Luasya durunca sonunda geldiğimizi anlamıştım. Kafamı kaldırınca büyük tahtında oturan Efendiyle karşılaştım. Korumalarına dışarı çıkmaları için bir işaret verince odayı hızla boşaltmaya başladılar. Sonunda sadece biz kalmıştık. Luasya ilerleyip tahtın birkaç adım yanında durdu. Efendi yavaşça ayağa kalkıp bana doğru gelmeye başladı. Önümde durunca yüzüne baktım. Kaşlarını kaldırmıştı.
"Ejderhanı seçmişsin." Onu başımla onaylayınca devam etti. "Eminim kızıl rengi sana çok yakışır." İğneleyici ses tonunu farketmemek imkânsızdı.
"Kesinlikle! Üstelik bunun beni daha güçlü kılacağından da eminim." Kendimden emin bir şekilde konuşmuştum. Gülümseyip bana doğru eğildi.
"Bu dediğin neredeyse imkânsız. Umarım halkımızı hayal kırıklığına uğratmazsın." Geri çekilip tahtına döndü. "Gidebilirsin." Hırsla arkamı dönüp oradan uzaklaşmaya başladım.
Kimse bana güvenmiyordu ancak herkese gösterecektim... imkansızı başaracaktım.
***
Luasya benden çok sonra çıkmıştı saraydan. Beni görünce yanıma gelip gelmemekte tereddüt etti. Sonunda yanıma gelmeyi seçince gülümsedim.
"Bana yardım edeceksin değil mi?" Biraz düşündü. Normalde bunu sormama kalmadan bana yardım etmiş olurdu. Ancak artık yanımda değil gibiydi.
"Sadece uçmana yardım edeceğim." Bu soğuk tavrını ilk defa görüyordum ve fazlasıyla da nefret etmiştim. Sinirle arkama dönüp ilerlemeye başladım.
O da bana inanmıyordu. O da artık bana karşıydı...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Karanlık Sonsuz
FantascienzaEskiden Horde Krallığı çok büyüktü, heryere hakimdi. İnsanları hep mutluluk doluydu. Beraber şenlikler yapar eğlenirlerdi. Ancak bir gün... Horde Halkının en karanlık günüydü. Faaro'nun geri dönüşüydü. Ancak bu sefer sessiz kalmayacaklardı... Bu sad...
