Biz geldik! Yorumlarınız ve destekleriniz için teşekkür ederim ❤️ Umarım keyifle okuyacağınız bir bölüm olmuştur.
* Sınır: 40 vote + 50 yorum sonrasında bölüm gelecektir. *
Koşuyordum, ayaklarım çıplak, ılık toprağa basıyordu. Babam ilerideydi, kollarını açmış bana gülümsüyordu. O an dünya sadece ikimizden ibaretti. Çocukluğumun en saf, en güvenli anlarına geri dönmüştüm. Küçüktüm... Annemin dizine başımı koymuş, gözlerimi kapatmıştım. Parmağını saçlarımın arasından geçirerek yavaşça tarıyordu. "Uykun mu geldi, kuzum?" diye fısıldamıştı. Başımı usulca sallamıştım. Babam da yanımıza gelmiş, gülümseyerek saçlarımı karıştırmıştı. İçimde o anın hiç bitmeyeceğini düşündüğüm o güvenli his vardı.
Sonra her şey usulca dağıldı.
Annemin eli, saçlarımdan kayıp gitti. Babamın sıcaklığı uzaklaştı. O yumuşak toprak kayboldu, yerine bilinmez bir sıcaklık yayıldı. Çocukken bildiğim o huzurun yerini başka bir huzur aldı. İçime işleyen bu sıcaklığın kaynağını bulmaya çalışarak gözlerimi aralamaya yeltendim ama rüyanın peşinden sürüklenmek de istiyordum. İçimdeki çocuk, annesinin dizine gömülmek isterken, şimdiki ben, bambaşka bir gerçeğe gözlerini açmak üzereydi.
Başımdaki sıcaklık, annemin dizleri değildi. Gözlerimi açmadan derin bir nefes aldım. Tanıdık ama rüyamdakiyle aynı olmayan bir koku sardı zihnimi. Kaşlarımı hafifçe çattım. Uyku hâlinde bilincim ağır işliyordu, fakat kalbimin alışkın olmadığı bir düzen içinde attığını hissediyordum. Bir şey vardı... Bir şey farklıydı.
Hafifçe iç çektim ve nefesimin başka birinin tenine çarpıp geri döndüğünü fark ettim. O an bir şeyler yerine oturur gibi oldu ama hâlâ zihnim uyuşuk, düşüncelerim yarım yamalaktı. Saç tellerime usulca dokunan sıcak bir nefes hissettiğimde, içimde bir ürperti gezindi. Zaman durdu sanki. Gözlerimi açmadım. Açmak istemedim. Çünkü açarsam bu büyü bozulabilir, bu huzur yok olabilirdi. Göğsümün hemen altında, kalın ama düzenli bir ritim duyuyordum sanki bana fısıldayan, beni içinde saklayan bir ninni gibiydi. Ama bu sadece bir nefes sesi değildi. Daha fazlasıydı. Bir güven hissiydi, bir kabul ediliş, bir var oluş.
Saçlarıma dokunan sıcaklık, tenimde gezinen o hafif nefes dalgası, içime yayılan dinginlik...
Ve sonra, hafif bir kıpırtı. Altımdaki göğüs, başımın altında usulca yükselip alçaldı.
İşte o an fark ettim.
Karahan yanımdaydı. Ona sarılıyordum.
Ve Karahan'ın nefesi, saçlarımı okşayarak sabahın sessizliğine karışmaya devam ediyordu. Gözlerimi açtığımda onu uyandırmamaya çalışarak ondan uzaklaşmaya çalıştım. Bana sarılan kolları sıkılaştığında kafamı kaldırdım. Uyanıktı. Yüzünde sakinlik vardı.
"Günaydın," dedi.
"Günaydın," dedim afallayarak. "Kollarını çeker misin, kalkmak istiyorum," dediğinde ne dediğimin farkında bile değildim. Kollarını isteksiz bir şekilde çektiğinde yataktan hızlıca kalktım. Başım çatlıyordu, ellerimle saçlarımı karıştırdım.
"Sen ne zaman buraya geldin niye yanımda yatıyorsun. Bitti demiştim Karahan," dedim sakin kalmaya çalışarak.
Gözlerini gözlerime dikmiş bir şekilde yataktan kalkıp önüme geldiğinde durdu.
"Dün akşam ne kadar sarhoş olduğunu hatırlıyor musun," dedi Karahan. Allah kahretsin ki hatırlamıyordum. Yüzümdeki şaşkın ifadeyi ona yansıtmamaya çalışıyordum.
"Hatırlamıyorsun," dediğinde bir adım daha attı. Başımı kaldırıp gözlerine baktım. "O zaman bu gece benim yanımda uyusan olmaz mı dediğini de hatırlamıyorsun," dediğinde ellerim buz kesti. Bitti diyip bunu demiş olamazsın Mahperi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
HARLI GECE (+18)
Teen FictionYaş farkı vardır, cinsel içerik içermektedir. Kartlar bir anda dağıtıldı. Harlı ateşin aceleci kıvrımlarında yazılan gecede kül oldu bedenlerimiz. Var olmakla yok olmanın aslında bir nefesten ibaret olduğunu yıllanmış bir şarap misali içtik. Her şe...
