Adını kağıtlara yazıp yırtıyorum defalarca.
Yırtık kağıtlar gözlerimin önünde, belki de yüreğimde.
Her parça masaya düştükçe yankı buluyor hislerimde.
Hüzünlü turuncu bir çakmak tutuşturuyor geçmişe dair her şeyi.
Seni yakan çakmağı masaya bırakıyorum.
Çakmağın masaya çarptığı yer,göz yaşımın düştüğü yere yakın.
Sesler ve duygular birbirine karışıyor.
Uykular sarmaş dolaş.
Ellerim yanan kağıtlara uzanıyor.
O sıcaklık..
Sana ait, kül kokusu. Neyi yaktım ben?
Beynimi uyuşturan ilk hamle yokluğundan geliyor.
Sarsılarak ağlamaya başlıyorum. Senin adın mı bu yanan?
Yoksa benim ellerim mi yanıyor bu acıda ne?
Sıcaklık kayboluyor,ellerim küllerde.
Genzimi yakan bu koku.. İnadına içime çekiyorum.
Göremiyorum, gözlerim geleceğim gibi öylesine bulanık!
Başımı masaya koyuyorum. Senin göğsün mü bu?
Ne kadar rahat. Kül kokuyor odam.
Yeniden mi? Kendimi kaybettiğim saatlerin başında mıyım?
Her yitirdiğimde seni aynı yüz ifadesi..
Ölümlerden ölüm beğenmiş gibi gülümsüyorum.
Bu kez siyahlar var yüzümde.
Küller yapışmış yanaklarıma.
Göz yaşımla pis bir kız çocuğuyum.
Baksana ardındakine, kül kokan ateş dolu bir kadın.
Adını yazdığım kağıtları yaktım bugün.
Elbet bir gün gezdiğimiz sokakları da yakacağım.
Geceyi bekleyip,belki akşam 9'da.
Karanlıkta eski evlerin arasında sarıldığımız sokağı ateşe vereceğim.
Bugün yine siyahlar içinde, karın ve rüzgarın ellerini ısıtmamı engellemediği buz kesilen sokakları yakacağım.
Sevdiğin küçük kızı yakacağım, masumiyetimi yitirdim.
Dokunmaya korktuğun yanık kokulu kadınım artık.
-Yanıkkokulukadın
ŞİMDİ OKUDUĞUN
"Kül Kokusu"
PoésieParmaklarımı birbirine geçirip bakıyorum yürüdüğün yollara. Sesim çıkmıyor,fısıldıyorum sen yine de duymaya çalış: "Vedaları sevmediğimi biliyorsun,hoşçakal diyemem sana. Hem,gidene hoşçakal denir mi hiç?" -hüzünsarmaşığı -yanıkkokulukadın
