Christina Perry - A Thousand Years
İki dersin sonunda çantalarımızı alıp sınıftan çıkacakken Olcay kapının önünde belirdi.
Banu tam yanından geçip gidecekti ki kolunu omzuna atıp yanağına öpücük kondurdu "sevgilim?"
Bunu tam da Berk ve Akın'ın gözünün önünde yapması gerekmiyordu. Ama sırf onların gördüğünü bildiği için bunu yaptığına emindim.
"Defol"
Banu gerçekten dirseğini sertçe Olcay'ın karnına geçirmiş ve kollarından kurtulmuştu.
Bu durumu şaşkın ve bir o kadar da anlam veremeyerek izleyen Berk ve Akın ikilisi ise bize doğru geliyordu.
.....
"Tabi hocam." diyip sınıftan çıktık.
Ah ne sanmıştık ki biz? Berk ve Akının akşam "arkadaşlığımız bitti" diyip, sabah bizimle yeniden iletişim kuracağını mı?
Aslında onların yanımıza geldiğini gördüğümüzde evet öyle sanmıştık.
Meğer ödev için öğretmenle konuşmamız gerektiğini söyleyeceklermiş.
"Ödev işi tamamen bittiğine göre, hoşçakalın" diyip elini ceplerine soktu Akın.
"O elveda olacaktı."
Banu sertçe Akın'ın omzuna çarpıp esas kapıya yöneldi. Kalkıp onlara "öyle değil böyle" diye durum anlatacak halim yoktu. Anlatma zorunluluğum da yoktu zaten. Onlar arkadaşlığımızdan bu kadar erken vazgeçebiliyorsa, biz de yapabilirdik.
Değil mi?
Banu'nun arkasından çıkıp hızlı hızlı yürüdüm ve ona yetişip kolumu omzuna attım. "Sana gelmeyelim demiştim"
"Bir dahaki sefere sözünü dinlerim artık"
Arabaya bineceğimiz sırada Olcay birden yanımızda belirdi.
"Sanırım sen durumu anlamadın-" Banu'nun kolunu sertçe sıktı ve onu kendine çekti "-o fotoğrafı Ayaz'a benimle ol diye göstermedim. Berk'lere evcilik oyunu oynayalım diye değil"
Banu kolunu kendine çekip ondan kurtardı. "Manyak mısın kardeşim istemiyorum işte!"
Olcay kahkaha attığı sırada esas kapıdan dışarı çıkan Berk ve Akın görüş alanıma girdi.
Berk çenesiyle Akın'a Olcay'ın yine Banu'yu çekiştirmesini gösterse de sonra yapacaklarından korkmuş olacak ki kolunu tuttu.
"Sen okuldaki tüm kızlar altına girmek için sıraya dizilirken, bir aptalın seni reddetmesi ne biliyor musun?"
Banu sinirle kolunu kendine çekip, eliyle Olcayın sıktığı yerleri ovmaya başladı. "Ben senin altına girmek isteyen o kızlardan değilim Olcay! Hatta bırak herşeyi, ben seninle muhattap olmayı bile istemiyorum!"
Hızla ondan uzaklaşıp arabaya bindiğinde ben de vakit kaybetmeden yaptığını tekrarladım.
"Sana gelmeyelim demiştim"
"Allah da beni kahretsin!"
Hızla ana caddeye çıkıp evin yolunu tuttu.
"Kayalıklara gidelim, yakında bu havayı bulamayacağız hem sakinleşiriz"
Bana bakıp biraz düşünse de sonra başını sallayıp direksiyonu sağa kırdı.
--
"Ben Ayazla konuşacağım. Bak diyeceğim durum şöyle; biz onlarla gezdik, tozduk, bara gittik, aynı evde kaldık. Ama arkadaşça diyeceğim"
Banu bana göz devirip buraya gelmeden önce aldığımız simitlerden birini eline aldı.
"Saçmalama"
"Ya ne yani öyleyse ne? Ne yapacaksın aklına birçey geliyor mu? Mantıklı olanından lütfen"
Simitten büyük bir ısırık aldı. "Hiç bir şey gelmiyor ama abinin tüm geleceğinin içine etmesini istemiyorsan saçmalama lütfen"
Konuşacak birşey kalmadığında - aslında kaldığında fakat biz konuşmak istemediğimizde - yanımdaki taşları alıp suya atmaya başladım.
"Akın da beceremiyordu sektirmeği"
Sanki ayıp birşey söylemiş gibi kafasını öne eğip simitinden bir ısırık aldı.
"Ben onları kaybetmeye hazır değilmişim Gül. Her fırsatta beynim isimlerini sayıklıyor. Bu daha önceden asosyal olduğum için mi, yoksa gerçekten onlara ihtiyacım olduğu için mi?"
Mutluluktan çok uzak gülümsemeyle ona baktım. "Sanırım ihtiyacın olduğu için, çünkü ben de öyle hissediyorum"
Başını sallayıp suyundan bir yudum aldı "sınav yaklaşıyor"
Göz devirdim "daha bir kaç ay var"
"Konuyu değiştirmek istemiştim"
"Ohooo abi bunlar bizim mekanı işgal ettiler iyice"
Berk'in sesi kulağımı doldurduğunda bir an aklımın bana oyun oynadığını sandım. Banu da aynı şeyi düşünüyor olacak ki önce bana sonra sesin geldiği tarafa baktı.
Düzgün kaşları gittikçe çatılırken çantasınə toparladı ve ayağa kalktı. Aynı şeyi tekrarladım ve peşinden gittim.
Bizi istemediklerini bu kadar belli etmeseler de olurdu.
Yanından geçip gideceği sırada Akın Banu'nun kolunu yakaladı.
"Gidin diye demedik"
Yüzümü Berk'e döndüm.
"Rahatsızlık vermeyelim?"
"Naz yapma kızım otur işte"
Banu'ya baktığımda o da kararsız kalmış olmalıydı ki bana baktı. "Gitmeyelim mi yani?"
"Gitmeyin"
Omuz silkip hiç bir şey olmamış gibi çantamı yere bırakıp bacaklarımı sarkıttım. Banu da gelip yanımdaki yerini aldığında Berk Banu'yla ikimiz arasındaki boşluğa girip onu sola beni sağa ittirdi ve kendine yer açtı.
Akın geçip Banu'nun yanına oturduğunda, Banu simitlerden bir tane alıp yarısını Akın'a yarısını Berk'e uzattı.
İlk başta ikisi da ne yapacağını bilmez gibi oldu fakat sonra simitlerini yemeye başladılar.
"Olcay'la nasıl gidiyor?"
Berk'in iğneli sorusu karşısında Banu bir an duraksadı. "İyi"
"Bugün kavga ediyordunuz"
"Ve siz de bizi gözetliyordunuz"
Berk başını iki yana sallayıp simitinden bir ısırık aldı.
Kendimi tutmak için gerçekten büyük çaba harcıyordum. Fakat sonunda "Bir daha bizimle konuşmayacağınızı sanıyordum" dedim.
"Öyle olacak sadece sizi burada görünce-"
"Sana susarken daha yakışıklı olduğunu söylediğimi sanıyordum Berk" Banu'nun Berk'in lafını bölmesi yüzünden Berk yüzünü buruşturdu fakat sonra gülümsedi.
"Gül gidelim mi?"
Bir an Banu'yu orada kayalıklardan atacağımı sandım. Çocuklar gelmiş yanımıza oturmuş ne gidelim ya nereye gidelim?
Fakat öyle yapmadım tabi.
"Tamam gidelim" diyip çantamı aldım.
"Hoşçakalın"
"Banu"
Banu ve Akın aynı anda konuşunca gülmemek için kendimi zor tuttum. Neden sadece gerçekleri söyleyip kurtulmuyorduk ki biz?
"Efendim?"
"Bir şey olsa bize söylerdiniz değil mi?"
Banu gülüp telefonunu çantasınşn içine attı.
"Neden? Siz bizim neyimizsiniz ki?"

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sebep
RomanceÇünkü ben, tüm renkleri çalınmış bir gökkuşağı değilim. Ben mavi ile renkleneceği günü bekleyen bir gri'yim adamım.