#twentythree

190 26 2
                                        

Bir süre, öylece birbirimize sarılı bir şekilde yerde otururken duvardaki televizyona gözüm kaydı. Michael yanaklarımı, burnumu, gözlerimi ve yüzümün her ayrıntısını öperken televizyonda olan şeyi anlamam uzun sürmemişti. "Seni arıyorlar."diye mırıldandığım da çeneme bir öpücük kondurdu. "Ben her gece seni ararken onların ki bir hiç."

Gülümsemeden edemedim. "Teklifini kabul edip seninle gelmeliydim."diye mırıldandım. "Böylece her zaman birlikte olurduk."

"Kesinlikle."dedi ve bu sefer çenemin altına bir öpücük kondurup kafamı geriye yatırmama sebep oldu. 

"Mike..."dedim ama beni dinlemedi. Bunun yerine boynumu emip dilini emdiği yere bastırdı. "Seni çok özledim."dedi dudakları hala emdiği yerin üstündeyken.

"Sabretmen gerek."dedim ama ondan daha sabırsızdım. Ellerim çoktan saçlarına gitmiş, parmaklarımı saçlarına geçirmiştim.

Buna gülerken sırtımdaki elleri tişörtümün altından tenimi okşamaya başlamıştı. "Michael... Gerçekten durmalısın."

"Durmam için bir şey söyle."dediğinde saçlarını çektim. 

Onun hoşuna gidebilecek şeyleri biliyordum. Bende en sevdiği şeyi, beklediği gibi söyledim ve onu mutlu ettim. "Gece olduğunda sana istediğini vereceğim."

Bu tabii ki de hoşuna gitmişti. "Söyle bana Sarah, bana ne vereceksin?"dedi ve boynuma bir öpücük bıraktı. 

"Sana her şeyimi vereceğim."

*

Michael'ı konser alanına götürmek biraz zor olmuştu ama şimdi oradaydı ve yüzünde kocaman bir gülümsemeyle herkesten özür diliyordu. Sheetal nereye kaybolduğumu sormadığı için şanslıydım çünkü ona Michael ile olan geçmişimin önemli yerlerini anlatamazdım. 

Calum, gözlerini Michael ile benim aramda gezdirirken ona kalp işareti yaptım anlaması için. O ise yüzünü buruşturdu ve kusuyormuş gibi yapıp Luke'un söylediği şarkıya giriş yaptı. Grupça, romantizmden anlamıyorlardı. Özellikle de Calum. 

Ashton tam bir Romeo'ydu. Michael fena sayılmazdı. Luke romantik olduğunu sanıyordu ama romantik sayılmazdı. Calum berbattı. O romantizmi bırakın, kalp işaretini bile sevmezdi. 

Luke, mikrofonu alıp sahnede biraz ilerledi ve tek dizinin üstüne çökerek şarkıyı söylediğinde ben bile şaşkınlık içerisindeydim. Hayranların çığlıkları anında artmıştı ve buradan gördüğüm kadarıyla bazıları yerlerinde duramıyordu. Luke'un sesi ne zaman bu kadar güzel olmuştu ve ne zamandan beri profesyonel bir şarkıcı gibi şarkı söylüyordu?

Sonunda konser bittiğinde ve çocuklar final kapanışını yaptıklarında dudaklarımı dişleyerek Michael'ı beklemeye başladım. Hayranlara birkaç eşyalarını atarlarken Ashton, To The Moon & Back tişörtünü de atmıştı. O güzel bir tişörttü.

Michael olduğum tarafa doğru gelirken iki adım geri gittim ve sırıtarak bana gelişini izledim. Saçları terden alnına yapışmıştı ve tişörtünün kolu kaymıştı ama çok güzel bir erkekti. Yüzünde serseri gülümseyişlerinden teki oluşurken karşıma geçer geçmez kollarını etrafıma doladı ve bende kollarımı boynuna dolarken beni etrafında döndürdü. "En güzel konser günüm olacak."dediğinde başımı eğip, dudaklarımı dudaklarına bastırdım.

Ashton, Luke ve Calum ıslık çalıp bizi desteklerken Michael tutkuyla öpüşüme karşılık verdi. "Sonunda!"

Gülerek ondan ayrıldığımda, gözleri artık kanlı değil, saf güzelliğindeydi. "Kelebekler yerinde mi?"diye sorduğunda sırıtışıma engel olamadım. 

Kelebeklerimin kanatlarını koparmıştım ve bir daha eri gelmeyeceklerini sanıyordum. Oysa şuan hepsi ikimizin etrafında dönüyordu. Etrafımız rengarenkti. "Onlar senin olduğun her yerdeler."

broken home | mgcHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin