28. Bölüm

2.5K 188 213
                                        

Uzun bir aradan sonra herkese Merhobo arkadaşlar! Hepinizi cidden çok özlediğimi fark ettim bu yorucu günlerimde. Bu bölüm bayağı bir uzun oldu bu arada ufak bir öneri üzerine size de sorayım dedim Defne'yle Keskin'in ilk tanıştığı anı özel bölüm olarak-flashback- okumak ister misiniz? Bu paragrafa isteğiniz doğrultusunda evet ya da hayır diye yorum bırakın lütfen...

-İthaf isteyenler şu cümleye uzunca tıklayıp yorum bırakabilir eğer isteyen olursa tabii.

-Bu arada Merhaba, Ben Eren'e de bugün yarın bir bölüm gelebilir. Merak edenler için erkek karakterin ağzından yazılan bir hikayedir. Eren az birazcık Serin kızımıza karşı platoniktir de...

-Bu arada bölüm sınırı 75 yorum & 50 vote-

Bölüm şarkısı Multide var: Ayy- Oğuzhan Koç

"Defne hadi uçağı kaçıracaksın!" diye odama dalan annemle elimdeki vişneli parlatıcıyı lacivert renk küçük valizin içine biraz aralık duran fermuarından yararlanıp parmağımla iteledim.

"Anne daha çok var, aceleye gerek yok." diye yarım bir şekilde ona gülümserken ofladı. Bu yurtdışı işini iptal etmek için kuleden kalkış izni gelene kadar kolumdan tutup indirme potansiyeli vardı. Benim daha heyecanlı olmam gerekirken mayışık hareketlerim annemin heyecanıyla dengeleniyordu.

Çalan telefonumla birlikte annemin ağzı dolu olan valize üşürüm diye gereksiz bir parçayı daha yumruklayarak sokmaya çalışmasını göz ardı edip ekranı kaydırdım.

"Alo."

"Defne!" diye bağıran Zeytin'le orta kulağımdaki yükü nakliyeciler gelse toplayamazdı. Başımı yana yatırıp küçük parmağımla kulağımı dağladıktan sonra ancak silkelenip kendime geldiğimde bende bıraktığı hasarın farkında olmayan Zeytin'in soluk almadan anlattığı problemine odaklanmaya çalıştım.

"Zeytin, Reis'in ne işi var oralarda?" diye toplanmış yatağımın ucuna otururken annemin bir parçayı daha yatağımın üstünde duran valize koymadan atılıp ucundan kavradım. Gözlerimi itirazcı bir tavırla büyüttüm ama bu anneme engel değildi.

"Ama Defne annemle babam bütün gün işte yoruluyorlar. Sezin desen sabah bakıyor ama onun gece sevilmesi lazım. Biliyorsun, hassas bir balık o." diye ciddi ciddi konuşunca acaba ben mi fazla odunum diye düşünmeden edemedim. "Zeytin balık toplasan 50 gram, 10 gramı yürek olsa bunun... Ne bileyim, "diye dudağımı büktüm görmemesine rağmen. "Üzülme ağır gelmez ona o depresyon, ciddiyim bak."

Sıkıldığını belirten bir ses çıkardı. "Annem hayatta izin vermez yanıma almama..." dedi daha çok kendiyle konuşur gibi.

"Sen onu getirirsen Aliş ağzına atıp yer onu zaten!" diye güldüğümde telefonun öteki ucunda korkuyla iç geçirdiğini duydum. Hayvanların sahiplerini anımsattıklarına inanırdım. Zeytin de aynı balığı Reis gibiydi; sarı ve alık alıktı ama hareketleri çok tatlıydı.

"Anneme sorsam kesin izin vermez." dedi tekrardan.

"Ne kadar makul bir karar." diye alay edince"Gıcık!" deyip telefonu aniden yüzüme kapadı. Yatağın sarsıcı bir şekilde sallanmasıyla hoplayınca başımı çevirdim.

Valizin üstüne oturmuş zıplayan anneme iri gözlerle hayretle baktığımda eşyaları bu yöntemle vakumlamış olduğuna kanaat getirmiş olacak ki tekrardan kalkıp eline triko bir hırka aldı.

"Anne yeter, onu götürmeyeceğim." dedim kararlı bir sesle.

"Kızım orası soğuk olur üşütürsün." deyince güldüm. "Daha önce kaç kere gittin acaba İngiltere'ye?"

KESKİNBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin