Of be bitiyor. İnanamıyorum. 3,37 okuma, 385 vote ve 1,46 yorum için hepinize çok teşekkürler. O 1,46 yorumlarda yaptığımız goygoyları unutmayacağım. Tamam lan bırakalım duygusallığı. Oscar konuşması sanki aq duwjjxud. Neyse. Gördüğünüz üzere "sezon" finali. İkinci kitap yolda. Benden öyle kolay kurtulamazsınız. Neyse. Son bölümle baş başa bırakıyorum sizi. Son bölüme bir değişiklik yapayım dedim. Medyaya dünyanın en berbat HP fotoğrafını koydum. Ron dhwjfijejf.
Hermione ve Draco yaklaşık 1 haftadır hiç konuşmuyorlardı. Draco sabah işe gidiyor, kahvaltısını yolda yapıyordu. Akşam geri gelirken de dışarıda bir şeyler atıştırıp eve öyle giriyordu. Sonra da odasına giriyor ve bir daha da çıkmıyordu. Hermione bu durumdan ne kadar rahatsız olsa da elinden bir şey gelmiyordu. Ne zaman konuşmaya çalışsa Draco onu görmezden geliyor ve geçiştiriyordu. Yine öyle bir günün sabahıydı işte. Draco merdivenlerden indi ve kapıya yöneldi. Kapının kulpunu indirdiğinde kilitli olduğunu anladı. Vestiyerdeki anahtarı da bulamayınca masada oturan Hermione'yi gördü. Hermione elindeki anahtarı havada sallayıp cebine attı.
"Konuşmamız lazım."
Draco gözlerini devirip karşısındaki sandalyeye oturdu.
"Ee ne konuşacağız?"
"Neden böyle davranıyorsun?"
Gerçekleri söyleyemezdi genç adam. Yüzüne her baktığımda gözümün önüne o çocukla öpüştüğünüz an geliyor diyemezdi. Gözlerine her baktığımda kalbime bir acı saplanıyor diyemezdi. Yalan söylemeliydi.
"Seninle anlaşamıyoruz Granger. Bu yüzden seninle muhattap olmuyorum işte ve kavga çıkmıyor. Bu kadar basit."
"Yüzüme bile bakmıyorsun Malfoy!"
"Çünkü-çünkü... Aah, boş versene!"
Draco sandalyesinden kalkıp tekrar kapıya ilerledi. Belindeki asanı çıkardı ve salladı.
"Alahomora!"
Kapı açıldığında dışarıya çıkıp hızla dışarıya çıktı Draco. Kapıyı çarpıp yere vura vura yürüdü yollarda. Hermione de arkasından bakıp tekrar sıktı kendini. Bunu o hâle kendisi getirmişti ama şimdi tam aksinin olmasını diliyordu. Kafasını masaya vurup inledi. Yine hıçkırıklara boğuldu tek başına.
₩₩₩₩₩₩₩
Draco bankta oturmuş etrafı seyrediyordu. Hemione ile geldikleri banka gelmişti yine. Denizin dalgalarının betonla çıkardığı sesleri dinledi önce. Sonra gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. 'Oof' diye geri verdi nefesini. Bu durum canını çok sıkıyordu. Ne yapacağını, nasıl davranacağını bilmiyordu. Tek bildiği onu sevdiğiydi. Ama Hermione'nin onu sevmediğini düşünüyordu. Bu yüzden de aşkını bir kenara atmaya çabalıyordu genç adam. Bugün neredeyse söyleyecekti ama. Bugün çünkü dediğinde seni seviyorum diyecekti az kalsın. Ama yapamadı. Bir şey ona engel oldu. Bugün söylemediği o iki kelime, ileride yaşanacak büyük bir sorunun habercisi olacaktı oysa.
₩₩₩₩₩₩₩
Hermione eline kahvesini almış salonda oturuyordu. Bildirim sesiyle masada duran telefonu eline aldı. Bir mesaj gelmişti.
Kapıya bak.
Harry'den gelmişti. Hermione elindeki kahveyi masaya bırakıp oflayarak kapıya gitti. Açtığında yerde bir buket çiçek gördü. Yerden alırken hiç de etkilenmişe benzemiyordu. Haklıydı dı. Bunu tek bir büyüyle yapabiliyordu zaten. Harry aniden kapının önüne çıktığında zoraki şekilde gülümsedi.
"Selam! Ben geldim."
"Harry, bu ne hoş bi sürpriz. Çiçekler için de çok sağ ol ama kendimi biraz halsiz hissediyorum. Sonra görüşelim tamam?"
deyip kapıyı suratına kapattı. Harry bir tamam mırıldanıp gitti. Hermione de elindeki çiçekleri masaya bırakıp salondaki yerine geçti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Never Give Up_Dramione
Fanfiction"Güçlü olmalısın." dedi fısıltıyla. İşte o gece. Mehtapta yıldızlar birbirleriyle dans ediyorken. Kahverengi gözler mavilerle buluşurken oldu ne olduysa. Birbirlerini bu kadar mutlu hissettikleri bir günün ertesinde yaşananlar onları hiç de mutlu et...
