Q u a t t u o r

2.4K 267 122
                                        

"Mirror mirror on the wall, who is the fairest of them all?" - Pamuk Prenses, Grimm Kardeşler

***
Tsangdera Karargahı, 1068

"Qui coepit, dimium facti habet."

Yine başladı.

Sınır bölgesindeki bu karargaha, aslında Tsangdera'ya gelişimin altıncı günü. Ve komutan ısrarla, anlamadığımı bildiği halde Latince emirler savurup duruyor.

Geldiğimden beri aramızda sessiz bir savaş sürüyor gibiydi; tam, öfkeyle yumruklarımı sıkıp üzerine yürüyecekken nereden çıktığını anlayamadığım Domitus araya girip iki tarafı da yatıştırmaya çalışıyordu. Daha çok yaptığı beni kurtarmaktı, biliyorum. Adauto karşısında hiçbir şansım olmadığının ordudaki herkes farkındaydı, ben de dahil. Yine de Visck'in bahsettiği ama geldiğimden beri hiçbir belirtisini göremediğim eğitimim sonlandığında ilk işim, kendi kılıcıyla Adauto'nun yüzünde güzel bir desen çizmek olacaktı. Beni her zorladığında aklıma bunu yapacağım anı getirip sakinleşmeye çalışıyordum.

Hayalimin ayrıntılarına dalmışken önce havayı yaran bir ıslık sesi, sonra da yanı başımdaki ağacın gövdesine saplanan bir ok ile yerimden sıçradım. Tabak kadar açılmış gözlerimi, duyduğum dehşeti sırıtarak izleyen Adauto'ya çevirdiğimde yanında duran Valor ikinci kere yayını gerdi.

"Sana denileni yapacak mısın, yoksa ikinci oku hiçbir işe yaramayan o kafana mı yemek istiyorsun?"

Emirleri Latince verip, hakaretleri İngilizce yapmasının altındaki mantığı anlayabilmiş değildim. Hâlâ anlamayan bakışlarla öylece durduğumu görünce Valor'a başıyla işaret etti. Panikle Domitus'a bakınıyordum. Ben onu anlayamasam da ara ara ettiğim küfürler dışında komutan beni tamamen çözmüştü. Hiç konuşmasam da ne zaman korktuğumu, ne zaman sinirlendiğimi, ne zaman yorulduğumu anlıyordu ki daha fazla korkutabilsin, sinirlendirebilsin ya da şu andaki gibi yorulduğum halde yeni emirler verebilsin. Kaçamak bakışlarla etrafı aradığımı da tabi ki fark etmişti.

"Seni öldürmeme engel olabilecek bir Domitus yok bugün, ne yapacaksın?"

Cümlesini bitirmeden Valor'un oku yayından kurtuldu.

"S*ktir!"

Gözlerimi kapattım.

"Ölmeden önce söyleyeceğin son şey bu mu? S*ktir?"

Visck'in sesini duymam, burada olduğuna inanmam için yeterli değildi. Gözlerimi de açıp tam burnumun dibindeki okun parlak ucunu ve havada asılı kalmasının nedeni olan Visck'in elini okun gövdesinde görünce nedensizce sinirlendim.

"Bir oku havada yakalayabilecek kadar iyisin ama eğitim saçmalığı için bana Adauto'yu mu seçtin?"

Valor'un bile şaşkınlıkla kaşlarının havaya kalkmasına neden olan bu olaya sanki her gün tanıklık ediyormuş gibi görünen komutan tembel adımlarla yanımıza gelip oku Visck'ten aldı. Güç gösterisi yaparak tek eliyle ikiye bölüp ayaklarımın dibine fırlattığı oka bakakalmıştım. Visck'in hamlesi birkaç saniye gecikseydi o ok beynimin yumuşak kıvrımlarına gömülecekti.

Ter içindeki yüzümü silmek için yine elimi kullanacakken vazgeçtim. Cesetlerin arasında bayıldığım gün de aynı hareketi yapmam, Valor ile birlikte karargâha dönerken Schlia Nehri'nde verdiğimiz mola sırasında nehirde yansımamı görüp ikinci bir çığlık atmama neden olmuştu. Aynı zamanda neden herkesin bakışlarının birkaç saniye yüzüme takılı kaldığını anlamama da. Kanla yıkanmış gibi görünen yüzümde dehşetle bakan gözlerimi sıkıca kapatıp açmam içinde bulunduğum gerçekliği değiştirmemişti.

MYTHHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin