The White Birch • Breathe
Gecenin sessizliğine gölge düşüren arabanın tekerleklerinden çıkan ses bir çığlık gibi İki bedenin arasında yankılanıyordu.
Arabanın farlarıyla karanlık yolun aydınlanmasını sağlayan ışık, aklımda dilime dökmeye cesaret edemediğim kelimelerin tohumlarının filizlenmesine yol açıyordu.
Ona baktım. Yüzünde sürekli karşılaştığım sinirli bir ifade yerine daha durgun ve sakin bir simâ vardı. Bu, filizlenen tohumların açmasına ve cesaretlenip yolunu bulmasını sağlamıştı.
"Teşekkür ederim." dedim, sonunda dilime dökülmeyi bekleyen kelimelerin çıkardığı sesle. Sonra bakışlarımı ona çevirip devam ettim.
"Beni evime götürdüğün için."Dudağının kenarını yukarı kıvırdı. Bu, alaylı bir gülüşe benziyordu.
"Her söylenene inanmamalısın, küçük kız." dedi, bakışlarını bana çevirirken.Ağzından çıkan kelimeleri algılarken zihnim kötülüğüde beraberinde getirdi. Atmosfer bir cümleyle değişmişti.
"Bana ne yapacaksın?" diye sordum sakin durmaya çalışarak. Bu cümleyi ona daha önce de sorduğumu hatırladım.
"Eve gidince öğrenirsin." dedi düz bir sesle.
Artık Merih bir hamle yapmıştı. Savaşmak işte şimdi başlıyordu. Şuan sadece düşünmem gerekiyordu. Evet, sadece düşünmek ve uygulamak.
Ev...
Bu kelime zihnime birçok görüntü katıyordu. Beni ya öldürecekti ya da en çok korktuğum şeyi yapacaktı. Bu ölmekten daha beter bir durum olurdu.Aklıma o an ilk gelen şey telefonum oldu. Sağ arka cebimdeydi. Birini aramak geldi içimden fakat karşı taraftan gelen o kısık sesi bile arabanın içinde ki bu sessizlik içinde duyabileceğini düşündüm. Bu yüzden amacım Burçak'a mesaj çekmekti. Merih'in adresini yazarsam eğer, beni ve Merih'i tanıyan Burçak, başımın belada olduğunu anlardı. Merih'i tanıyan sacede o vardı. Umudum sadece oydu.
Telefonumu cebimden rahatça çıkarabilmem için onun dikkatini dağıtmalıydım öncelikle. Bu konuşmaya devam etmek... Eğer şuan konuşmazsam bu sessizliği farkedip bir şeyler karıştırdığımı anlardı. Bende ki bu sessizliği, ölümü veya başıma gelebilecek başka bir şeyi kabul ettiğimi sanmayacaktı çünkü.
Aptal biri değildi."Hiç affetmeyi düşündün mü?" diye sordum, gözlerim ona dönük bakarken.
Kaşlarını çatıp bana baktı. Bu söylediğime şaşırmış görünüyordu."Sence bu olanlardan hoşnut muyum?" diye devam ettim. Cebimden telefonu sonunda çıkardığımda onu arabanın kapısı ve sağ bacağımın arasında tutarak gizledim.
Gözlerim sürekli ondaydı. Merih'in bakışları yol ve benim gözlerim arasında mekik dokuyordu. Fakat ağzını açıp tek kelime etmemişti hâlâ.
"Merak etme, vicdan azabını iliklerime kadar hissediyorum." dedim, konuşmayacağını anladığımda.
Bakışları mekik dokumayı bırakıp yola sabitlendiği anda tuş kilidini açtım fakat tam o sırada araba aniden durdu. Emniyet kemerimi takmadığım için az kalsın cama doğru yapışıyordum. Ayaklarımla kendimi durdurabilmiştim."Kendini zeki sanan küçük kız." dedi birden önüme eğilip telefonumu eline geçirirken.
Telefonu cebine koydu ve dışarı çıktı. Çıkmasıyla bende arabadan hızla indim ve koşmaya başladım. Fakat o çok atikti. Daha arabayı geçemeden beni yakalayıp sırtına atmıştı."Bırak beni, seni gerizekalı!" dedim bağırarak. Sırtına vurup ayaklarımı sallıyordum. Arabanın arkasına doğru gitti. Bagajı açtı ve içinden bir şey çıkardı. Görüş alanım onun sırtı olduğu için ne çıkardığını görememiştim.
Beni yere indirdi ve ellerimi arkama götürdü.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
GECENİN AVCISI #Wattys2023
General FictionOnun karanlığının altında olan zihnimin içinde, hayal dünyama sığınan küçük bir umut olduğunu hissettim. Baktı. Baktım... Kobalt mavisi gözlerinin derinliklerinde nefretten başka b...