Sakin ol...
Sakin ol...Sağ elimin acısı ve içimdeki o büyük korku nefes alışverişlerimi hızlandırırken daha iyi düşünebilmek için kendimi tembihliyordum.
Evet, sakin olmalıydım. Burada kan kaybından ölecek değildim değil mi? Hayır. Tornavida sadece avuç içime saplanmıştı ve etrafında ki kan kurumuştu. Fakat ya elimi kaybedersem?
Parmaklarımı kıpırdatmaya çalıştım ama mümkün değildi. Elimin acısı çok fazlaydı.
Acıyla birlikte aklımda dönüp duran şüphe vardı. Maskeli adam uzun süredir yoktu ve tamamen gidip gitmediğinden emin değildim.
Kafamın üzerinde küçük bir pencere vardı ve yattığım yerden sadece karanlık gökyüzünü görebiliyordum. Etrafıma baktım. Bulunduğum yer odunlarla yapılmış kulübe ya da bir evdi. Bilemiyorum...Daha sonra başımın üstündeki cama yönelmeye çalıştım. Fakat ellerim bağlı olduğu için pencereden dışarı bakacak kadar yönelemiyordum. En azından ağzım bağlı olmasaydı kurtulmak için bağırabilirdim fakat beni kaçıran bunu daha önceden tahmin etmişti.
Dışarıdan gelen sesler sadece ağaçların ve rüzgarın sesleriydi. Rüzgarın uğultulu sesi ağaçlara vuruyur ve yaprakların sesi ona eşlik ediyordu. Ormanda olduğumu tamamen idrak ederken korkum daha da güçlenerek nefes alışverişlerimi hızlandırmıştı. Etrafıma göz gezdirmeye başladım. Burası bir tür alet odasına benziyordu. Ya da depo olarak ta kullanılıyor olabilirdi.
Sonra bir ses... Ağaç seslerinin dışında bir şey duymuştum. Bunlar adım sesleriydi.
Yanımdaki odundan duvarın ardından geliyordu. Tekrar gelmişti.
Camı tıkladı ve ardından tekrar yürümeye başladı. Kapıya doğru geliyordu.
Kısa bir süre zincir sesi işittim. Ardından açılan kapıyı gördüm. Sonrasında ise onun siyahlara bürünmüş halini...Bana doğru yaklaşmaya başladı. Ellerinde bana zarar verebileceği bir şey yoktu. Maskesi ve siyah ceketi hala üzerindeydi. Sanırım benimle konuşacaktı. Ya da boğacaktı; boş elleri ancak bunu simgelerdi değil mi?
Geldi ve bana tepeden baktı. Maskesinin altında beliren kirli sakallarını görebiliyordum. Ellerini kaldırdı ve sol elindeki eldivenini çıkarmaya başladı.
"Sana daha önce piyon olduğunu söylemiştim öyle değil mi?"
Sesi, normalden farklıydı. Daha öncede olduğu gibi bilerek sesini kalın çıkarıyordu. Bu da kendi sesinin üzerini kapatmasına neden oluyordu. Bu sorusundan sonra çıplak elini karnıma koydu. Ağır değildi ama büyüklüğünü hissedebiliyordum.
"Ama fark ettim ki..."
Elini bu sefer pantalonuma doğru götürdü. Pantalonumun düğmesini açtı ve fermuarı indirdi. Bunu yaparken gözlerim de aynı anda şaşkınlıkla büyümüşlerdi.
"Sen şahsın." dedi, maskeli suratını yüzüme çevirerek.
Ağzımın içinden tekrar inilti yükseldi. Bu sefer bacaklarımı hareket ettirmeye başladım fakat ayak bileklerim bağlıydı. Ne yapacağımı bilmez halde ona bakıyordum. Her hareketini takip ediyordum ve korktuğum bir şey vardı; ya bana tecavüz etmeye kalkarsa?
"Biliyor musun Tamay?" dedi, parmaklarını külodumun üzerinde dolaştırırken.
"Senin azgın bir kız olduğundan bahsettiler."
Tekrar ona bağırmaya çalıştım. Fakat lanet olası bir bez parçası yüzünden sadece iniltiyle karşılık verebiliyordum.
"Efendim? Ne dedin?"
Elini kilodumun içine sokarken maskeli yüzü bana döndü. Ona, gözlerim fal taşı gibi açılmış halde bakıyordum. Bunu yapacağını beklemediğimi biliyordu.
"Buraya aletimi sokmadan da sana nasıl zevk vereceğimi biliyorum.
Hafif bir kahkaha attı. Sonra yüzünü tam karşısında duran pencereye çevirdi.
"Sana birkaç şey hissettirebilirim." dedi elini kıpırdatırken.
"Acı, şehvet...Nasıl olduklarını biliyor musun?"
Maskeli yüzü tekrar bana döndü.
"Pardon, birini zaten biliyorsun."
Elini çekti ve benim elime saplı duran tornavidayı tutup aniden çekti. Hissettiğim acıyla bağlı olan ağzımın gerisinde çığlık koptu. Vücudum kaskatı kesilirken gözlerimi sımsıkı yummuştum. İçimden ona saydırıyordum. Ağzım bağlı olmasaydı söylemeye çekindiğim küfürleri bile şimdi söyleyebilirdim.
Gözlerim acıdan sımsıkı kapanmışken yanımdan ayrıldığını hissedip masaya tornavidayı bıraktığını duydum. Endişeyle tekrar gözlerimi açtım. Bu sefer hangi aleti tercih edeceğinden korkuyordum. Ama o tahta kapıyı açıp çıktı. Aklına bir şey gelmiş gibiydi. Bunun için mi girmişti odaya? Zarar vermekten zevk almak için mi?Aradan yarım saat geçti ve ben hala bağlı olduğum yerde yatıyordum. Elim morarmış ve kan kurumuştu. Fakat içimdeki korkuda hiçbir değişiklik yoktu. Sürekli kapıya bakıp onun tekrar içeri girip alet masasına doğru yönelmiş hali gözlerimin önüne geliyordu.
Bu düşüncelerimi aklımdan atmaya çalışıyordum çünkü gitgide paranoyaya bağlayacaktım.Sonra bir ses duydum. Araba sesi. Yakınımdaydı ve içinden çıkan adım sesleri gittikçe bana doğru yaklaşıyordu.
O tekrar geri gelmişti. Kalp atışlarımın korkudan hızlandığını hissediyordum ve vücudum durmaksızın titremeye başlamıştı.
Adım sesleri kapı ardında durdu ve bu sefer zincir sesi yükselmeye başladı.
Her hareketi ve her sesleri kavrarken nefes alışverişlerim de hızlanıyordu. Gözlerim kapıya kitlenmişken bu sefer farklı bir ses duydum."Tamay."
Bu tanıdık ses kulağıma değerken bu sefer gözlerimde şaşkınlık hüküm sürmüştü. Fakat sonra bunun aklımın bir oyunu olduğunu düşünmeye başladım ve tam o sırada zincir sesi kesildi, tahta kapı açıldı ve gözlerim o şeyin aklımın bir oyunu olmadığını gösterdi.
Karşımda onu görünce afallamıştım. Onun beni bulacağını tahmin bile etmemiştim. Ama gözlerim yine de sevinçle parlamışlardı. Gözlerim de şimdi hem acının bıraktığı gözyaşları hem de umudun bahşettiği parıldama hüküm sürüyordu.O ise yüzünde şaşkınlık ifadesiyle hemen bana doğru atıldı ve kendisinde farkettiğim acelecilikle üzerimde ki ipleri sökmeye çalıştı. En son ağzımı açarken birden doğrulup ona sokuldum. Vücudumu uzun süre yattığım yerden kaldırınca büyük bir acı hissetmiştim fakat bu, onun beni bulmasından daha önemli değil diye düşündüm.
Kollarımı beline sarıp başımı yaslayınca ona olanları anlatmaya çalıştım fakat hıçkırın sesimden ve kafamın içinde dünüp duran görüntüleri toparlayamıyordum. O da bunu anlamış olacak ki kollarını kaldırıp sarıldı ve bir elini başıma koydu.
"Tamam, korkma. Geçti."
Kollarını bedenime sararken korkum hala içinde varlığını sürdürüyordu. Ve elim acıyordu.
Kollarını bedenimden çekti ve elini yaralı elime götürdü. Elimi yavaşça avuç içine alırken gözlerime baktı.
"Kim yaptı bunu sana?"
Sesi kısık ve merak doluydu. Benden bir cevap vermemi beklerken ona ne söyleyebileceğimi tarttım. Fakat daha sonra onun buraya tekrar gelebileceğini düşününce aniden irkildim ve yalvarır bir halde ona baktım.
"Gitmek istiyorum Azref, sadece gitmek istiyorum."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
GECENİN AVCISI #Wattys2023
General FictionOnun karanlığının altında olan zihnimin içinde, hayal dünyama sığınan küçük bir umut olduğunu hissettim. Baktı. Baktım... Kobalt mavisi gözlerinin derinliklerinde nefretten başka b...