SESSİZLİĞİN TINISI

225 30 5
                                    

Okyanusun içindeyim. Sandala tutunup çıkmaya çalışıyorum. Okyanusun içindekilerden kurtulmak için. Sandala çıkarsam mutlu olacağımı biliyorum. Fakat okyanusun içindekilerle savaşırsam sandala ihtiyacım olmayacak. Daha mutlu olacağımı biliyorum. İçimdeki rahat tavırlı kız ilkini seçmemi istiyor. Çünkü zoru sevmiyor.
Okyanusun içindekilerle savaş halindeyim. Bedenim suyun yırtıcı izlerini taşıyor. Fakat hala güçlüyüm. Sadece ruhumuda güçlü tutmam gerekecek. İçimdeki güçlü kız bundan pek emin değil.
Derin yaraların üzeri kabuk tutsada zaman geçtikçe kalan iz bedenimin ve ruhumun izini taşıyacak.
Yoruldum. Sadece boşversem yeterli. Fakat okyanusun içindeki balıklar devam etmem için beni zorluyor. Yapabileceğimden emin değilim. Bazen boğulmak istiyorum. Ama bu kadar güçsüz olmadığımı da biliyorum.
Beynimin içinde dönen umut kelimesi damarlarımdan kalbime ulaşıp orayı acıtıyor.
Sadece tek isteğim su yüzeyine çıkıp yatmak. Gözlerime maviliği yansıyan gökyüzünü seyretmek. Yüzümü ısıtan ve gözlerimin kısılmasına sebep olan güneşi hissetmek istiyorum.
Bitmesini istiyorum. Sadece böyle durup bitmesini istiyorum.

Dibimde olan adamı itmeye çalışırken ağlamaya başlamıştım. Birinin beni nefesi yoğun alkol kokan adamdan kurtarmasını istedim. Fakat umudum o kadar azdı ki...
Elini tişörtümden içeri soktu. "Bırak beni!" sesim ağlamaktan kısık ama yoğun çıkmıştı.
Dibimdeki adam sarhoş olduğu halde çok güçlüydü. Ellerim serbest olsa bile onu yerinden hiç kıpırdatamamıştım.
Ve tam o sırada kapıdan içeriye ışığın akmasını engelleyen iri bir cüsse gördüm. Hızla yaklaşıp alkon kokan adamı bir omzundan tuttu ve yere fırlattı. Ardından elinde yeni farkettiğim silahıyla bacağına ateş etti.

Şaşırmıştım. Hem de fazlasıyla. Beni kurtaracak kişinin bu takım elbiseli adam olduğunu düşünmezdim. Beni öldürmek isteyen adam beni kurtarmıştı.
Göz yaşlarım hâlâ yanaklarıma doğru yuvarlanmaya devam ediyordu.
"Nerde o?" dedi keskin çıkan sesiyle. Silahını yerde yatan adama doğrultmuştu.
Alkol kokan adam acıdan inliyordu. "O gitti." dedi, acıdan gözlerini sımsıkı kapatıyorken.
Işık içeriyi tam aydınlatmasada olanları korku ve heyecanla görebiliyordum.

Adamın yanına yaklaşırken soğuk sesi duvarlara çarptı. "Gözlerini aç." Acıyla kıvranan adam onun emrine itaat edip gözlerini açmaya çalıştı. Kaşları çatık olarak silaha şok olmuş bir şekilde baktı. Silah, başına doğrultulmuştu. Merih, bir süre düşünceli bir şekilde bekledi. O sırada yerdeki adam yalvarmaya koyulmuştu.
"Abi ben o adamı tanımıyorum. Ben sadece elime para geçsin diye söyleneni yapıyor-"
Ses kesildi, adamın hafif kalkık olan başı başına geçirilen tabancanın kabzası yüzünden yere düştü.
Merih Tekand, adamı öldürmekten vazgeçmişti. Şahit olduğum bu görüntülerle gözlerimi sımsıkı kapatmıştım. Gözlerimin ardında karanlık biri ve bir silah olduğunu bilmek beni korkuturken titrediğimide hissediyordum.
Bileğimi kavradı ve çekti. Gözlerimi açtım ve ona baktım. Bileğimden tuttuktan sonra yürümeye başladı. Üzerine sinmiş olan soğukkanlılık hareketlerinde yoğundu. Sarhoş adamı öldürmekten vazgeçmişti. Öldürmediği için pişman mıydı? Hayır, bu gözlerinde yoktu.

Hızla yürürken şahit olduğum bu gerçek ile Merih'in karanlığının koyu tarafını görmüştüm. O sadece sıradan iş adamı değildi. Ya da sokak dövüşçüsü. Maskeli adamın telefon  konuşmaları, Merih'in de karanlık bir tarafının olduğunun göstergesiydi.

Yürüdükçe aydınlanan koridordan geçmeye başladık. Sonra karşımıza demir bir kapı çıktı. Kapının yanında eski ve fazlasıyla tozlu bir koltuk vardı. Üzerinde ise çantam. Dışarı çıkmadan önce çantama uzanıp aldım.Bileğimi tutmaya devam ediyordu. Dışarı çıkıp karanlık sokağı gördüğüm zaman rahatlamıştım. O küf kokan yerden kurtulmuştum değil mi? Ama bu kurtuluş, beraberinde getirdiği yeni karanlık zamanın geleceğinin habercisiydi. Benim ölümümü görmek isteyen adam, beni kurtarmıştı. Ama onun amacı farklıydı ve bu hissedilebilir türdendi.

Karanlık sokağa çıktıktan sonra serin hava yüzüme çarpmıştı. Sokağa baktığımda görebildiğim tek şey ise kaldırım taşında olan sokak lambasıydı. Aydınlığı sadece dibine vuruyordu.
Yürümeye devam ederken sokağa bir ışık daha düşmüştü. Arabanın farları. Arabanın yanına geldiğimizde elimi bırakıp şoför koltuğuna oturdu ve kapıyı kapattı. Beni dışarıda bırakmıştı. Ne yapacağımı bilemedim. Bu karanlık yerde tek başıma mı duracaktım? Yüzüne baktım. Bana bakmıyor, arabayı çalıştırıyordu. Aracın önünden geçtim ve kapıyı açıp yanına oturdum. Oturduktan sonra dönüp bir şey söyleyeceğini düşünmüştüm fakat o bana hiç bakmıyor, sadece aracın farlarıyla aydınlanan sokağa bakıyordu.
Gaza bastı ve araba ilerledi.

Sessizlik dökülüyorken arabaya, gecenin seyrini değiştiren o soruyu sordum.
"Beni neden kurtardın?" dedim ona bakarak. Bu sorunun cevabını merak ediyordum. Ölmemi istemiyor muydu? İşte karşıma büyük bir ateş çıkmıştı. Beni yakan ve sonumu getiren bir ateş. Bu ateşi körüklemesi gerekirken o, söndürmüştü.

Kafasını bana çevireceği düşündüm ama yapmadı. Bir süre bekledikten sonra kadife sesini duydum.
"Seni kurtardığımı mı zannediyorsun?"
dedi, hâlâ yola bakmayı sürdürürken. Ağzından dökülecek diğer kelimeleri bekledim ama o susmuştu. Arabadaki sessizliği tekrar bozdum ve bu sefer sesim meydan okuyor gibi çıkmıştı.
"Yaptığın tam olarak bu değil mi?" dedim hâlâ yüzüm ona dönük bakarken. "Beni ölümün pençesinden kurtardın."
Cümlemi noklamamla kafasını bana çevirmesi bir oldu. Koyu mavi gözlerini gözlerime dikmişti.
"Sen kafesimin içinde umutla çırpınan küçük kızsın." dedi kaşlarını çatıp bana bakarken.
"Seni ölümden kurtardım, ölüme götürebilmek için."
Cümlesini bitirdiği an bende kaşlarımı çatıp ona karşılık verdim. "Anlamıyorum..." dedim yavaş bir tonda. Aklımda dilime dökülecek olan cümleleri tartıyordum ki beni cümlesiyle kesti. "Kafesin parmaklıklarını diken benim.Ben ne zaman istersem, o zaman kafesin kapısını açıp sana istediğimi yaparım." Sesi karanlık bir tona dönüşmüştü. Mümkünmüş gibi gözlerimin derinliklerine baktı ve orda gördüğü yere söylediği her cümlesini sesiyle sonlandırıp oraya kazıdı.
"Şimdi anladın mı beni?"
Dedi, kelimelerin üstüne basa basa. Bakışlarımı ondan çektim ve yanımda ki cama baktım. Söyleyebileceğim bir şey yoktu. Ağzımdan her cümle döküşümde onun karşılığı bu cümleyi karanlığıyla kapatması oluyordu. Beni öldürmek istediğini sürekli diline getirmişti.

Kafamı cama yasladım ve aklıma gelen düşünceleri reddettim. Bu yorgunluğumun göstergesiydi. Saatin kaç olduğunu tahmin etmeye başladım. Fakat o kadar yorgundum ki daha bunu yapamadan zihnim karanlığa gömülmüştü.

• • • • • • • • • • • •

Serin bir havanın yüzüme çarptığını hissettim. Sonra sırtıma ve bacaklarımın altına değen bir şeyi. Havalandım ve bu sefer serin hava yüzüme çarpmak yerine tüm bedenimi istila etmişti.
Gözlerimi açmak istedim ama göz kapaklarımın üzerinde olan ağırlık buna izin vermiyordu. Kirpiklerim kirpiklerime mıhlanmıştı.

Bir top sesi duymaya başladım. Birisi top sektiriyordu. Ses çok yakındı ama ne tarafımdan geldiğini anlayamıyordum. Topun yere düştükten sonra çıkardığı o sese odaklandım. Düşüncelerim ve düşünmem gerekenler zihnimden bir köşeye saklanmışlardı. Aklım sadece bu sesteydi.
Top yere tekrar değdi, ses çıktı ve dank etti. O bir saniyelik seste bir şeyi kavradım. Bu top sesi değildi, ayak sesleriydi. Bunu düşünürken serin havanın bedenimi istila ettiği gibi burnumu istila eden bir şeyi daha kavramıştım. Bir parfüm kokusu. Kavrayışlarım peş peşe gelirken parfüm kokusunu anlamaya çalıştım.
Bu koku parfüm kokusu değil, saf bir kokuydu. O kadar yakındı ki kokuyu bir an içime çekmek istedim. Fakat üzerimdeki ağırlık hareket edemeyeceğim kadar güçlüydü.

Kilit sesi kulaklarımı doldurdu ve gitti. Sonra serin havanın üzerime değen elleride yok oldu. Şuan hissettiğim hiçbir şey yoktu. Kulaklarıma değen sesleri, burnumu dolduran o güzel kokuyu ve bedenimi sarmalayan serin havayı artık hissetmiyordum. Sessizliğe gömülmüştüm. Bir ölünün toprağın içine girdikten sonra yaşadıkları gibi. Sessizlik. Ölüler artık sessizliğin içinde varoluyorlardı değil mi? Toprağın içinde karşılarına çıkan tek ses buydu; sessizlik.
Onlar, sessizliğin tınısında boğulmaktaydı.
Şuan benim olduğum yer ve duyabildiğim tek ses bu tınıydı; sessizliğin tınısı.

GECENİN AVCISI #Wattys2023Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin