1. Bölüm

800 59 17
                                        

Flashback

Hava oldukça güzeldi. Masada Ceren,Burcu,o ve ben vardık. Geldiğimden beri onu izliyordum. Gözleri bana döndüğünde hemen gözlerimi kaçırdım. Ama ona baktığımı görmüştü. Saniyelik de olsa gözlerimiz birleşmişti. Yüzümün kızarmaya başladığından emindim. Rezil olmuştum. Yüzümün kızarıklığının fark edilmemesi için hemen kalkıp lavoboya doğru yürümeye başladım. Lavoboya girip yüzümü yıkadım. Aynada sahte gülümsememi takındıktan sonra dışarı çıktığımda karşılaştığım manzara karşısında şaşkınlığımı gizleyemedim.

Mert, sırtını duvara yaslamış, kollarını göğsünde birleştirmiş bekliyordu. Ne işi vardı ki burada?

"Napıyosun burada" diyerek aklımdakileri ona aktardım.

"Sana bakmaya geldim. Masadan kalkarken iyi görünmüyordun." dedi endişeli bir ifadeyle. Benim için endişelenmiş olması kalbimi harekete geçirmişti ve midemdeki kelebekler uyanmaya başlamıştı. Hemen kendimi toparlayıp küçük bir yalan uydurdum.

"Biraz midem bulandı. Endişelenmeni gerektirecek bişey yok."

"İyi o zaman... Masaya dönelim?" dedi soru sorar gibi.

"Olur..." dedim gülerek. Gören de bizi sevgili sanacaktı. 'Öyle olmasını istemiyor musun zaten' diyen iç sesimi susturup yürümeye başladım.

Masaya geldiğimizde kızlar toplanmaya başlamışlardı.

"Nereye gidyorsunuz?" diye sodum.

"Annem aradı. Derin ateşlenmiş. Hemen eve gitmem gerek."

"Bizim yapabileceğimiz birşey var mı?" dedim telaşla. Derin Ceren'in 9 yaşındaki küçük kız kardeşiydi.

"Yok canım. Sağol sorduğun için."

"Saçmalama Ceren tabiki soracağım. Derin'in durumunu bildir bize"

"Tamam bildiririm" diyip cafeden çıktı.Burcu'ya döndüm.

"Eeee sen nereye Burcu?"

"Beni de Anıl aradı. Siz takılırsınız Mert'le. Ben sevgilimin yanına gideceğim." Ona korkunç olduğunu düşündüğüm bir bakış attım.

"Of ya tamam. Sizinle bi yere çıkılmaz zaten."

"Kızma kızma. Hadi görüşürüz." deyip yanağıma bir öpücük kondurdu Burcu.

"Tamam tamam. Hadi git sevgililin yanına."

Masada tek başımıza kalmıştık. Ben onu süzerken birden gözlerimiz buluştu. Gözlerimi çekmem gerekiyordu ama yapamadım. Bir süre bakıştıktan sonra bana doğru eğildi. Masanın üzerinde duran ellerimi eline aldı. Ben daha ne olduğunu anlayamadan konuşmaya başladı.

"Elif, bu söyliyceklerimden sonra belki benimle arkadaşlığını kesmek istersin ama artık içimde tutamıyorum. Ben..."  Duraksadı. Ardından derin bir nefes alıp devam etti. "Seni seviyorum. Ben seni gerçekten çok seviyorum."

Donmuş bi halde ona bakıyodum. Duyduklarım gerçekmiydi? Yoksa benim hayal ürünüm müydü? Bişey demeden öylece durduğumu fark ettiğimde kendimi bişeyler söylemek için zorladım.

"Ben..." Ağzımdan sadece bu kelime çıkabilmişti.

"Kendini zorlama."dedi. Üzüldüğü yüzünden belli oluyodu. Dayanamıyordum onu böyle üzgün görmeye. Bunu söylerken ellerini yavaşça ellerimden çekmişti. Bu sefer uzanıp ben tuttum ellerini.

"Hayır,hayır. Ben sadece şaşırdım. Bak..." Durup nasıl söyleyeceğimi düşündüm. "Bende seni seviyorum" dedim bir çırpıda. "Ama senin beni sevebilme ihtimalini hiç düşünmemiştim. Donup kalmam ve cevap vermemem sadece şaşkınlığımdan dolayıydı" diye ekledim.

Sandalyesinden kalkıp yanımdaki sandalyeye oturdu. Kollarını sımsıkı sardı vücuduma. Sarılmaya devam ederken kulağıma " Seni çok seviyorum ve başımıza ne gelirse gelsin seni asla bırakmayaycağım."diye fısıldadı. Güldüm ve içimde bir rahatlama hissettim. O an hiç olmadığım kadar mutluydum. Belki de ilk defa bu kadar güvende hissetmişimdir kendimi. Belki de ilk defa kendimi birine gerçekten ait hissetmişimdir...

Flashback Son

6 yıl sonra...

Derin bi nefes alarak o özlediğim kokuyu içime çektim. İstanbul... Ya da başka bi deyişle çocukluğum, ilk aşkım, kısacası tüm hayatım.

İlk aşkım... Aynı zamanda hayatımın aşkı. 4 yıl boyunca hayatımın anlamı olan adam. Söz vermişti bana. Ne olursa olsun bırakmayacaktı beni. Tutmadı işte sözünü. Bıraktı beni.

Aslına bakılırsa önce ben bırakmıştım onu. Daha doğrusu bırakmaya zorlanmıştım. Babam beni onun ölümüyle tehdit ettiği gün bitmişti benim için. Kızının mutluluğunu önemsemeyen bir adama baba diyemezdim ben. Sırf kendi işleri bozulmasın diye benim duygularımı hiçe saymıştı. Peki ben bana böyle davranan bir adama sevgi ve daha önemlisi saygı duymaya devam edebilir miyim? Sizi bilemiyorum ama ben edemem. Sadece sokaklarda kalmamak için ona katlanıyordum. Şu üniversite bitip de kendi paramı kazanmaya başladığımda bunu da yapmama gerek kalmayacaktı.

Yaptığı beni arkamdan bıçaklamaktı. Hatta bundan bile fazlasıydı. Kendi saçma düşmanlığı yüzünden beni sevdiğim adamdan ayırmıştı. Hangi baba kızını sevdiği adamın ölümüyle tehdit ederdi ki. Benim babam yaptı işte.

Çocukluğumdan beri sığındığım en güvenli liman bir anda büyük bi sarsıntıyla üzerime çökmüştü o gün. Her ağladığım da beni teselli eden adam yoktu o gün karşımda. Bambaşka bir adam olmuştu benim için. Kendi çıkarları için kızının mutluluğundan vazgeçen biriydi o.

Mert'i ne kadar sevdiğimi, onun ölmemesi için gerekirse kendi canımı vereceğimi biliyordu. Ve beni en can alıcı yerimden  vurarak söylediğini kabul etmek zorunda bırakmıştı.

Kabul edip gittiğimden bir süre sonra ise ölüm haberi gelmişti Mert'in. İşte bu haber benim babama karşı olan son sevgi kırıntılarımı da alıp götürmüştü. Her şeyi arkamda bırakıp babamın isteklerine boyun eğmek bile onu kurtarmama yetmemişti. Dönmek istemiştim ama babam izin vermemişti.

Fakat yapamıyordum artık Amerika'da. Her ne kadar İstanbul Mert'siz bomboş olsa da anılarım vardı burada. Doğup büyüdüğüm şehirdi bir kere İstanbul. Geçmişimdi. Babama söylesem izin vermeyeceğini bildiğimden kimseye haber vermeden gelmiştim.

"Artık kimse beni Amerika'ya geri gönderemez" dedim kendi kendime. Ama henüz erken konuştuğumun farkında değildim...

Benden VazgeçmeBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin