6

858 94 31
                                    

Chanyeol ile çatı katındaki konuşmamızın üstünden iki hafta geçmişti. Artık onunla daha sık görüşmeye başlamıştık. Her çatı katına çıktığımda o da bir anda orada belirmeye başlamıştı. Bir bakıma ikimizin kafa dinleyip yalnız kaldığı bir sığınak haline gelmişti.

Arkadaşlarım her ne kadar bana kızsa da Chanyeol ile arkadaş olmaktan bir sıkıntı duymuyordum. Keşke aynısını okul için de söyleyebilseydim.

Okulda bizim gibi başka insan yoktu. Yani bir melek ve bir şeytanın arkadaşlığı doğal olarak onaylanmıyordu.

İnsanlar her ne kadar suratıma bir şey demese de arkamdan konuşuyordu bu belliydi. Ne dediklerini taktığım pek söylenemezdi ama beni sinir eden bu ön yargılarıydı.

Chanyeol'a göre hava hoştu. Kimin ne dediğini asla önemsemiyordu ve o kadar söylenmeye rağmen benden kaçmıyordu. Değişik bir arkadaşlıktı bizimkisi. Bir bakıma kuralları yıkan türdendi anlayacağınız.

Chen bu duruma en sıcak bakandı. Onun da bir ön yargısı hiç olamamıştı. Benden sadece hep dikkatli olmamı istiyordu. Ayrıca geçen gün bana dediği şey çok doğru gelmişti.

"İçinde bulunduğun durum çok riskli. Biz seni şeytanlardan koruyamayabiliriz. Ama bir şeytanın arkadaşın olması belki sana gerçekten de yardımcı olur."

Kolumdan çıkan o ışık yüzünden her an bir şeytan ile yüzleşecekmişim hissinde yaşıyordum ama sanki Chanyeol ile arkadaşlığımdan sonra o his kaybolmuştu. Belki de onun yanımda bulunması bir bakıma kötülükleri uzak tutuyordu. Tabi ben bunu çok erken düşünmüştüm.







Bir gün sabah uyuya kaldığım için derse geç kalmıştım ve şansıma ki en gıcık öğretmenin dersiydi. Bu nedenle sınıfa girdiğim gibi bana kütüphaneyi temizleme cezası vermişti. O gün gerçekten de vücudumda bi kırıklık vardı ve yorgundum. Lanet olası o ceza yüzünden ise daha zor zamanlar geçireceğim belliydi.

Jongin ve Soo yardım etmeyi teklif etmişti ama reddetmek zorunda kalmıştım. Hoca onların yardım ettiğini öğrenirse onlara da ceza verirdi çünkü.

Öğlen arası geldiğinde sıkkın bir şekilde kütüphaneye gittim. Öğlen arası boyunca bu tozlu yerde durmak gerçekten canımı sıkıyordu. Yemeğimi önceki arada yediğim için aç değildim ve direk işe başladım.

Elime aldığım bezle önce rafları silmeye başladım. Koca kütüphanedeki bütün rafları sildiğimde bir anlık yorgunluk ile sandalyelerden birine çökmüştüm. Neden bugün bu kadar yorgundum anlamıyordum.
Kafamı masaya dayayıp gözlerimi kapattım.

Birkaç dakika öyle durdum ama sonra bir ürperti ile abiden yerimden fırladım. Sanki soğuk bir nefesi ensemde hissetmiştim. Elimi hemen kaldırdım ve önlem olması için avucumun içinden küçük bir ışık çıkarttım.

Tahmin ettiğim gibi bu hareketimin ardından bütün kütüphane birden siyahlara bürünmüştü. Şu an içerideki tek ışık elimden çıkardığım ışıktı.

Aslında bir şeylerin olmasını beklemiştim ama bir aya yakın hiçbir şey olmayınca vaz geçtiklerini düşünmüştüm. Ama şimdi içine bulunduğum durum tamamen farklıydı. Bu sefer hazırlıklı olsam da neler olacağını kestiremiyordum.

Işığımı azıcık daha büyüttüm ve karanlığın içinden birini seçmeye çalıştım. "Kim var orada! Göster yüzünü!" Önce bir ses gelmemişti ama sonra bir kıkırtı duydum.

"Küçük meleğimize bu güç nereden geldi böyle?" diye sormuştu. Bu o geçen sefer duyduğum sesti. "Ne istiyorsun benden?" diye tekrar sorduğumda tekrar boğuk sesiyle cevap verdi.

Heaven ☆ ChanbaekHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin