|8|

25 5 4
                                        

Jason beni eve getirir getirmez uyumuştum. Sebebi kesinlikle yorgun olmam değildi. Beth'in sorularından kaçıyordum.

Ve bu olay sabah da devam etmişti. Sırf Beth ile konuşmak zorunda kalmamak için erkenden hazırlanıp Prada'nın yanına gitmiştim.

"Bebeğim, tuhaf görünüyorsun. Silkelen biraz."

Prada'ya boş boş bakarken "Tatile mi çıksam acaba?" diye sordum. Tam cevap verecekken içeri giren kişi ile göz devirerek saatine baktı. "Tanrı aşkına bir insan bu saatte bara neden gelir?" Güldüm. "İçmek için sebebe ihtiyacın vardır Prada, saate değil."

Müşterisi ile ilgilenirken telefonum çalmaya başlayınca kaşlarımı çatarak telefonu cebimden çıkardım. Fakat ben bakana kadarki kısacık sürede kapanmıştı. Wilder?
Geri arayarak bir süre çalmasını bekleyecektim ki tek çalışta açtı.

" Günaydın Kate. "
" Günaydın Jason."

Arada tuhaf bir sessizlik oluşmadan konuşmaya başladı.

"Uyandırdıysam üzgünüm. Ben seni daha sonra da arayabilirim." deyince tuhaf ses tonu ile gerilmeye başlamıştım. "Jason uyanığım, tamam? Sakin ol." dedim usulca. Derin bir soluk duyuldu. "Konuşmamız gerek. John aradı ve sana da haber vermemi söyledi. Bu gün bizi izlemeye gelecek büyük bir misafirimiz varmış." Yerimde kıpırdanırken konuşmasını bekledim.

Tekrar derin bir soluk.

"Darling Sugar."

Dudaklarım ağır çekimde aralanırken soluksuz kaldım. "Neredesin?" diye sordum sesimin çıktığı kadar. "Sizin eve yakınım." diye açıkladı. İçinde bulunduğum şoktan çıkarken Beth'in Jason'a doğrultacağı soruları düşünüp panik oldum. "Eve gitme. Prada'nın mekanındayım."

Telefonu kapattıktan dakikalar sonra Prada yanıma geldi. "Sabah bistro akşam bar olayı beni yormaya başladı." Zorla gülümsedim. "Sabah kahvelerini özlerim." Bana muhteşem bir gülümseme bahşetti. "Senin için her sabah kahve yapmaya devam ederim bebeğim." Ona gülerken kapıdan giren Jason ile ayağa kalktım. Hızlıca etrafa bakıp gözlerimiz buluştuktan sonra hızla yanıma geldi.

Prada'ya bakarken "Bize iki kahve getirir misin, sert olsun?" dedi kibarca. Prada onun bu haline büyülenmiş gibi baktı. "Tanrı şahidim olsun ki sen adamı gay yaparsın, Jason Wilder." Jason güldü fakat gülümsemesi her zamankinin aksine gergindi.

Beni belimden yönlendirerek herkesten uzakta olan bir masaya oturttu. Kendisi de karşıma geçince "Darling Sugar'ın bizim mekanda ne işi var?" diye sordum. Masada birleştirdiği ellerine bakıyordu. "Biliyorsun bizim gibiler John Cena gibi değildir. İşinde ne kadar iyi olursan ol tanınmazsın. Fakat bazı büyük müşteriler Sugar'a benim maçlarımdan bahsetmiş." Sabırla onu dinledikten sonra "Peki bu olayın benimle ne ilgisi var? " diye sordum. Bana ufak bir bakış attı. "Artık hiçbir yerde ring kızı kullanılmıyor. John kazandığı paranın yarısını sizden sağlıyor ve Sugar bunu da duymuş. Ayrıca..." Kaşlarım daha da çatılırken sorarcasına yüzüne baktım. "Biri son maçta seni özellikle istediğimi öğrenmiş. Sugar'a göre bana şans falan getiriyor olabilirmişsin." Elimi alnıma vurdum. "Lanet olsun!"

Prada kahvelerimizi bıraktıktan sonra yüzlerimizi inceledi. Bakışlarım yüzüne kayarken yüzü şok ile kasılmıştı. "Bak Kate, eğer hamileysen sakın aldırmaya kalkma. Jason istemiyor olabilir ama ben ona bakarım."

Jason ile ikimizde şaşkınca Prada'ya bakarken ilk tepki veren Jason oldu. "Kate'den bebeğim olmasını niye istemeyeyim, Chanel?" Sorusu ile şaşkın bakışlarımı Jason'a yönelttim. "Benden bebeğin olmasını niye bu kadar çok istiyorsun?" Prada daha da şaşırmıştı. "Seninle bebek yapmak mı istiyor?"

CAPTAİNHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin