- İyigeceler nazlı sultan. Sensiz kalan Yusuf'un bir günü daha sesine hasret geçirdi.
* * * * * * * * * *
Gece gelen mesajın etkisiyle güzel bir sabaha uyanmıştı Züleyha. Bu kuşlar sadece mutlu olduğunda mı ötüyordu? Güneş daha mı fazla ısıtıyordu bugün insanın içini? Dünden kalma yaralar kabuk bağlamıştı bile hem yüzünde hem içinde. Her ne kadar Yusuf'a karşı korkuları bitse de yinede buraların kızıydı kalbinin bir köşesi tedirgin bekleyecekti ömrü boyunca. Şu kapıdan bir girse diye geçirdi içinden. Şu kapıdan bir girse soracaktı kaç günün hesabını. Aklındaki düşüncelerden kurtulup seyrettiği pencereden çekti gözlerini yalnız uyuduğu yatağının içinde gerinip üstündeki yorgandan bir tekmede kurtuldu. Hiçbir şey yapmak istemese de biraz daha yatarsa Oya'nın tacizine maruz kalacağının bilinciyle kalkmaya zorladı kendini banyoda geçirdiği bir yarım saatin sonunda odasına dönüp telefonunu eline aldı. Fazla naz aşık usandırır diyerek Yusuf'a mesaj yazmaya başladı. Aramayı düşünmüyordu daha ne olduğunu öğrenmeden hiçbir şey yokmuşcasına konuşamazdı. Evet. Yusuf dönecekti dönmesine ancak terk etmişti bir kere bunu hiçbir şekilde inkar edemezdi. Bu kadar kolay vaz geçilebilmesine yanıyordu Züleyha mesela Yusuf dönse ona her şekilde inanmaya razıydı.
- Günaydın. Yusuf, sesimi duymak istiyorsan yanımda olmalısın. Cezalıyken ödüllendirilemezsin.
Yusuf'tan bir cevap gelmeyince saat farkını düşünüp aşağıya indi. Kahvaltıyı Ayşe Hanımın hazırladığını fark edince mahcupça yaklaştı.
-Kusura bakma Ayşe anne kalkamadım.
-Olsun kızım torun haberini alınca keyfimden uyuyamadım erkenden kalkmışken hazırlayım dedim. Bugünde benim elimin lezzetine bakın bakalım. Sen birer kahve yap bakalım herkes uyuyorken biraz konuşalım seninle.
-Tamam. Sen otur ben pişirip geliyorum.
-Senin odanda içelim olmaz mı? Sabah çok güzel oluyor.
Mutfağa geçen Züleyha bir taraftan kahveyi hazırlayıp bir taraftan da odasını en son ne halde bıraktığını kestirmeye çalışıyordu.
-Allah seni ne etsin Züleyha sana gevşeklik yaramıyor. Bilmezmiş gibi odayı bırakıp çıktın. Annem gelmeden yetişebilir miyim ki? Kahveler soğur belki de odaya çıkmıştır. Neyse olan oldu.
Kahve tepsisini eline alan Züleyha avluya bir bakış atıp boş olduğunu görünce odasına doğru yol aldı. İçeriye girdiğinde sandalyenin üzerine bıraktığı havlulara gelişi güzel örtülmüş yorganına bir bakış atıp balkonda bekleyen Ayşe Hanımın yanına, yanaklarına üşüşen alları umursamadan yaklaştı. Züleyha'nın mahcubiyetini fark eden Ayşe Hanım tebessüm edip kahvesini aldı. Züleyha'nın da yerine oturmasıyla kahvesinden bir yudum aldı.
- Her gün oturalım demiştik nasip olmamıştı. Çok güzel buralara böyle yüksekten bakmak. Bomboş sokaklar. Sanki hiç kimsenin derdi tasası yokmuş gibi sanki insanların derdi pisliği bulaşamayacak gibi.
Züleyha, Ayşe Hanıma bakıp senelerin vermiş olduğu yükünü nasıl taşıdığını anlamaya çalıştı. Hem yıkılmamıştı Ayşe Hanım hem de bu uğurda kimseyi bile isteye yakıp yıkmamıştı şimdiye kadar. Her ne kadar yıkılmamış olsa bile o da yorulmuştu artık.
-Bir sorun mu var anne?
-Şu güne kadar birçok sıkıntım oldu. Sinan Ağam sever sayar beni arkamda durdu da cesaret edemediler bana bulaşmaya şimdiden sonra da sadece çocuklarımın dedi bana dert olur. Sen anlat bakalım derdini bulalım bir çözümünü sende rahatla bende.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
sev "SEN YA! " beni
General FictionZehirli nefs topraklarının, kurumayan nehirleriydi SEVDA Boyunlara ateş laleleri takıp yoldan çıkaran gafletti SEVDA Zalimin vicdansızlığına kılıf, masumun iki cihan sınavıydı SEVDA Bazen insana, bazen nisyana dairdi SEVDA Belkide cehennemin yasak m...
