Güneş ışınları odaya dolmaya başlar başlamaz, hiç kapatmadığı gözlerini ovalayarak kalktı yatağından. Zihni dopdoluydu, içine sığmayan bir doluluk. Uydusundan eden, midesini bulandıran bir doluluk. Kalktığı gibi masasının başına attı kendini. Yapması gerekeni biliyordu, tüm duygularını nasıl dizginleyeceğini. Bakmadan elinin uzandığı ilk kalemi kavrarken bir yandan da solunda duran kağıt cennetinden boyutunu ve işlevini umursamadan bir tane çekip aldı. Kalemi kağıdın üzerinde bir dansa dururken başta dümdüz bir burun serildi gözler önüne. Onu takip eden gözler, uzun kirpikler. Kendinden izin almadan hareket eden kalemin kağıda döktüğü fazlasıyla tanıdık olan simaya dudaklar da eklenecekti ki kontrolü eline almaya karar verip kalemi herhangi bir yere fırlattı. Kağıdı uzunca inceleyip otlayarak kalktı masadan. Steve Rogers, ömründe tek bir gün dahi hissetmemişti böyle. Henüz tanışalı dört gün olmuştu ve bu kadar yoğun duygulara sahip olmak imkansızdı! Kendini bir suçlu yerine koyuyordu, dört günde kimseye bu kadar bağlanılmaz, aklını yitirmiş olmalıydı. Yere, dizlerinin üzerine çöküp yüzünü avuçları arasına aldı. Görüşünü örten karanlık geleli henüz birkaç saniye olmuşken parıldadı kahve saçlının gülüşü. İstemeden gülümsedi, elle tutmaya çalıştı güzel yüzü. Sinirlenip kaşlarını çattı sonra. Hiddetle açtı gözlerini. Dört gün, sadece dört gün olmuştu! Karşısındakinin iyi mi, kötü mü olduğunu dahi anlayamazdı bu sürede. Burada tatil yapmak için kalmadığından emindi, belki de bir katildi ve kaçıyordu! Sonra kızdı kendine. İnançlıydı sarışın, ve onun inancındaki cennet bu çocuğun simasıyla birebir aynıydı.
Saat 8'i çoktan vurduğunda, sahile koşma isteği yüreğinde çarpıp dururken uyandı. Oturduğu yerde, yüzü elleri arasında uyuyakalmıştı. Ellerini çırparak hissizliğin gitmesini bekledi. Sonrasında gülümseyerek zıpladı yerinden, bir çırpıda yıkadı yüzünü, dolabındaki en mavi tişörtü giydi siyah kotunun üstüne. En güzel kokan parfümünü değil, en mavi parfümü aradı. İnce, mavi iplikten bir bileklik taktı. Çocugun gözleri, ilk defa o gün bu kadar mavi ışıldıyordu. Siyah sırt çantasına birkaç kitap doldurup aceleyle çıktı evden. Kapıda karşılaştığı bahçe köpeğini uzun uzun sevdi, daha fazla bekleyemeyeceğini düşünüp Tony'nin orada olmasını dileyerek en hızlı adımlarıyla sahile doğru yürüdü. Geçen birkaç dakikanın ardından bomboş sahilde her zaman oturdukları şezlonga yürürken suratı düştü. Sabahın sekizinde burada kim olurdu ki! Kendi şezlonguna çantasına atarken Tony'nin olması gereken şezlongda boş viski şişesi, birkaç yaprak, kum ve not kağıdından başka bir şey yoktu. Farkettiği not kağıdını korkuyla alırken gitmesinden korktu, bir daha gelmemesinden. Sonunda korkusunu geride bırakıp katlanan kağıdı açtı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
𝐬𝐮𝐢𝐜𝐢𝐝𝐞 𝐦𝐞𝐬𝐬𝐚𝐠𝐞 • 𝐬𝐭𝐨𝐧𝐲
FanficSteve Rogers, aldığı bilinmeyen bir intihar mesajında bu kadar senenin yaşanmamışlığını saniyelere sığdırmanın zorluğunda ezilirken, aynı saniyeleri kana buladı bir kesik. Çok uzakta, iç kavuran bir kesik. 𝐜𝐨𝐦𝐩𝐥𝐞𝐭𝐞𝐝 𝐨𝐧 𝐨𝐜𝐭𝐨𝐛𝐞𝐫 𝟕...