Jongin'den niye nefret ediyorsunuz ya, çok üzülüyor:(
Ha doğru, benim yüzümden:Dd
•°•
Gün henüz ağarıyordu.
Güneş dağların arkasından usul usul kendini gösterip insanlara sabaha merhaba dedirtirken, Güneş'in henüz ortaya çıkmamış kısmı kıpkırmızı kesilirken kendisi turuncuya dönüşüyor, sarı gözüken ışınları ise mavi gökyüzüne karışıyordu.
Mavi ve sarı birleşerek ortalarında yeşilin en güzel tonunu oluşturuyor, güneş tamamen doğduğunda ise bu güzellik yerini mavi gökyüzü ve sarı güneş ışınlarına bırakıyordu.
Işınlar, camlara yansıyor, oradan da karanlık odalara geçiyordu. Camdan içeri giren ışınlar içeri girip zeminde minik bir gökkuşağı oluştururken, perdesi kapalı odalar bundan nasibini alamıyordu.
Bu odalardan biri de Chanyeollerinkine aitti. Daha evvelsi güne kadar, düzenli, karmaşadan uzak olan evde şimdi her yer her yerdeydi. Yerlerde konfetiler, lambalardan sarkan renkli şeritler ve neden orada olduğu asla bilinmeyecek olan disko topu...
Disko topunun nerede ve ne halde olduğuna ben değinmeyeceğim, Jongin sizin sorularınızı yanıtlayacaktır.
Telefon alarmı, gün ağarırken çaldığında Chanyeol onu sinirle kapattı. Yanlışlıkla mı kurduğuna ya da bir amaçla kurulup kurulmadığına dair gram fikri yoktu. Eliyle yatağın sağ tarafını kontrol edince Baekhyun'un orada olmadığını fark etti.
Yatağının üstünü çarşafla üstünkörü örterek ayağa kalktı. Terliklerini giyip ayağını sürte sürte oturma odasına gitti. Hiç hali yoktu, bütün gece dans etmişti- eh yani en azından sadece dans ettiğini umuyordu. O kafayla dans etmek hariç her şeyi yapmış olabilirdi ki dün geceye dair gram bir şey hatırlamıyordu. Hatırlayabilmiş olsa da, yataktan kalkar kalkmaz kendini gösteren baş ağrısıyla ne olduğunu doğru düzgün algılayamazdı bile.
Bilirsiniz, yatakta mutlu bir şekilde uzanıyorsunuzdur ve birden hızlı bir şekilde ayağa kalkasınız gelir. Kalktığınızda, bir anda gözleriniz kararır, öldüm mü diye düşünürsünüz. Hiçbir şey görmeseniz bile, her şeyin döndüğüne eminsinizdir. Ölmediğinizden ise gözleriniz yavaş yavaş açılmaya başlayınca emin olursunuz. Bir daha bunu yaşamamaya kendinize söz verirsiniz fakat döngü tekrar başa sarar; asla sözünüzü tutamazsınız.
Hâlâ shotları kafasına dikiyormuşcasına şarhoş gibi hisseden Chanyeol, sadece en son, Baekhyun'un yemek masasının üzerinde ağlayarak dans ettiğini hatırlıyordu. Neden ağladığını bilmiyordu ama çok komik bir görüntüydü. Kendi kendine güldü. Doğru zamanda bunu Baekhyun'un yüzüne vurmak çok güzel olacaktı.
İlk önce Jongin'in odasına uğrayıp uyanıp uyanmadığına bakacaktı. Gerçi kimi kandırıyordu ki, eğer Jongin'den bahsediyorsak, onun bu geceden sonra en az iki gün yataktan kalkmayacağını biliyordu.
Kapının eşiğine gelince karşısında Jongin'in boş ve çarşafının yarısı yerde olan yatağını görmeyi beklemiyordu. Yerde yığılıp kalmadığına emin olmak için etrafa bakınınca kesinlikle odasında olmadığını anladı.
Yavaş adımlarla bu sefer oturma odasının kapısına doğru yürüdü. Beyni işlemiyordu sanki, Jongin'den bir dahaki uyuşturucu alışından sonra içki içmeyeceğine söz verdi kendi kendine.
Baekhyun, camın önüne bir sandalye çekip oturmuş ve kağıda bir şeyler karalıyordu.
"Baek?"
Baekhyun korkarak elindeki kağıtları yere attı. Hemen yere uzanıp karışık bir sırayla onları üst üste koyarken "Chanyeol..Korkuttun beni." diye mırıldandı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Playing with Time :: ChanBaek
FanfictionÜç kişi, geleceği çeken bir fotoğraf makinesi bulmuştu. Başlarına geleceklerden ise tamamen habersizlerdi. •°• Çift: ChanBaek Tür: Hayran Kurgu Film uyarlamasıdır.
