Chanyeol, fotoğrafta, arkasını dönmüş tablodaki eksikliği, garipliği bulmaya çalışıyordu. Bir kurşun kalem, kağıdın en solundan çıkmış, ucundaki karbon yavaşça zemine dökülüyordu. Dökülen parçalar, uzayıp büyük bir daireyi oluşturuyor, o ise kendi içine doğru kıvrılıp bir sürü daireyi daha..
Tıpkı tuvale bakan çocuk ile arkada zevk alıp almadığı belli olmayan bir şekilde öpüşen iki genç arasındaki ilişki gibi tablodaki kısır döngü çizimi de gittikçe karmaşıklaşıyor, nerede başlayıp biteceği anlaşılmayan bir hale geliyordu.
Tüm bu karmaşanın arasında, yine yarışın kazananları her zamanki yerinde duruyor, üç gencin zengin olması için tüm yardımda bulunuyordu.
Chanyeol o fotoğrafı gördükten sonra sinirle evden çıkmış, Baekhyun da koşa koşa arkasından geçmişti. Böyle bir şeyin olma olasılığı yok gibiydi, fotoğrafın mantığını hiçbiri anlamıyordu.
Peki cidden, bunu yapacaklar mıydı?
Odada tek kalmış Jongin bir süre daha fotoğrafa bakıp "Sikeyim." diye ufladı. Eliyle gözlerini kapatıp derin nefesler alıyor, kafası allak bullak şekilde düşünmeye çalışıyordu. Başına bir ağrı girmiş; beyni kendi kendine her 'Düşün!" emri verdiğinde ise başındaki ağrı daha bir artıyordu.
İntihar gibi bir şeydi, başının daha çok ağrıyacağını bildiği halde her seferinde kendini düşünmeye zorluyordu. Çünkü gariptir ki, düşünüp mantıklı bir çözüm bulabilse bu ağrıyı geçirebilirdi. Yani bir nevi, o da döngüye girmişti.
Elini gözlerinden çekip, gerçekliğe kavuştu tekrar. Şu anda yapabileceği pek bir şey yoktu. Çalışmayan bir kumanda mantığı, alnına eliyle hızlı bir şekilde geçirip işe yarayacağını umdu. Diğer zamanlara nispeten, bu sefer işe yaramamıştı ki; pes edip diğer ikisinin çoktan gitmiş olduğu eve doğru yol aldı.
Şimdi ne halt etmeyi düşünüyorlardı peki?
Jongin, kendi evlerine girince sanki mümkünmüş gibi odadaki gerilim daha da bir artmıştı. Bu sinir bozucu ve yüksek gerilimli hava dalgası, on kilometre ötedeki birinin bile hissedebileceği tarzdaydı.
Pek geniş sayılmayan odada, dip dibe üç kişi vardı, ama bu üç kişi birbirinden olabildiğince uzaktı.
Baekhyun tırnağının köşesini kemirerek odayı, belki Jongin'in gelmesinden sonra bile, yüzüncü kez turluyor; ayaklarını zeminde vurarak sıkıntı dolu bir ses çıkartıyordu.
Jongin onla temas edip yolunu kesmemeye dikkat edip hızlıca ilerledi. Koltuğa oturup ayaklarını sehpanın üzerine uzatmıştı ki, koltuğun eskisi kadar rahat hissettirmediği kanısına vardı. Şu anki durumdan dolayı da böyle hissettiği muhtemeldi.
Camın önünde oturarak kafasını cama yaslayan Chanyeol de, Baekhyun gibi Jongin gelince kafasını döndürüp ona bakmamıştı.
Gerçi baksa ne olacaktı ki? Kendisine ne demesini bekliyordu ki Jongin?
'Tebrikler, sevgilimi çok güzel yiyorsun.' mu diyecekti Chanyeol?
Yoksa Jongin'in koluna dirsek atıp 'Görmediğim için şanslısın.' diyerek gülecek miydi? Gerçi bunu sinirli olmadığı zaman bile yapmazdı da, o ayrı mesele.
Chanyeol cama işaret parmağının arkasıyla bir ritim tutturmuş, tutturduğu ritim bile kulağa Dünya'nın en gerici şeyiymiş gibi geliyordu. Bir ölüm marşı ya da son anlarını yaşayan bir kelebeğin kalp atışları gibi geliyordu kulağa. Yani, her türlü bir ölüm vardı içinde işte.
Elindeki fotoğrafı sehpaya fırlatıp koltuğun arkasına yaslayarak tavana bakmaya başladı Jongin. "Bakın çocuklar, ben de bunu yapmaya meraklı değilim."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Playing with Time :: ChanBaek
FanfictionÜç kişi, geleceği çeken bir fotoğraf makinesi bulmuştu. Başlarına geleceklerden ise tamamen habersizlerdi. •°• Çift: ChanBaek Tür: Hayran Kurgu Film uyarlamasıdır.
