"Hyung hadi ama kalk artık kahvaltı hazır." Yoongi inat etmenin bir anlamı olmadığını anlayarak, onu defalarca kahvaltıya çağıran Jungkook'a acıyıp yatağından doğruldu. Hâlâ daha uykusu vardı fakat kahvaltı çoktan hazırdı, hem bu pazar gününü evde geçirmek istemiyordu şimdiden kalkmak en iyi fikirdi.
Odadan çıkıp banyoya ilerleyen Yoongi, üzerine doğru sinirli bir şekilde yürüyen ve kaşlarını çatmış bir Jungkook tabiki bekliyordu her pazar böyle oldurdu zaten, Yoongi uyanır ama yatağından kalkmakta zorlanıp Jungkook'un sinirini kazanırdı.
Yine aynı sahneyi yaşıyorlardı. Kook sinirle konuştu;
"Hyung kaç saattir seni çağırıyorum hayır uyanmamış olsan neyse ama uyanıp yataktan kalkmamak ne ya, yumurtalar soğudu şimdi tekrar mı ısıtayım? Ama yoo ısıtmayacağım sen soğuk bir yumurtayı hak ediyorsun, şimdi gidiyorum yüzünü yıkayıp hemen mutfağa gel. Çabuk!"
Jungkook'un ara vermeden konuşmasına karşı Yoongi sadece derin bir iç çekip dalga geçer gibi gülmüştü, çok iyi biliyordu ki o mutfağa gidene kadar Kook yumurtaları tekrar ısıtacak ve hatta Yoongi'ye portakal suyu sıkacaktı. Hep böyle olurdu, biricik kardeşi hyunguna kıyamazdı, sinirli kalamazdı.
Yüzünü yıkayan Yoongi mutfağa ilerlerken burnuna gelen taze çörek kokusu ile gülümsedi. Jungkook yine sabah sabah hiç üşenmeden, hyungu çok sevdiği için evlerine uzak kalan o fırına gidip ballı çöreklerden almıştı. Yoongi gülümserken "Benim biricik Jungkook'um" diye geçirdi içinden.
Mutfağa girdiğinde, masaya oturmuş bir taraftan yemeğini yiyip bir taraftan da ona yan yan bakan Kook ile gülüşünü büyülttü.
Bir bardak suyunu içen Yoongi rahat bir tavırla masaya oturdu.
"Bugün bir planın var mı hyung ?" sinirinden eser kalmamıştı Jungkook'un. Yumurtasını ağzına atarken dikkatlice Hyung'unun cevabını bekliyordu.
"Aslında yok, ama Jin'i çok özlediğim için Han Nehri'ne gitmek istiyorum." sözünü bitirdikten sonra minik bir gülümseme sunan Yoongi, yemeğine devam etti.
"Anladım, istersen seninle gelebilirim." Jungkook, Yoongi'nin gözlerinin içine baktı ve sadece onun yanında olmak istediğini hissetti.
"Gerek yok Kook, biraz yalnız kalsam iyi olacak." ve yine aynı gülümseme .
Jungkook ise anlayışla başını sallamıştı.
Beraber biraz daha sohbet edip kahvaltılarını bitirdikten sonra mutfağı toplayıp, evin geri kalan işlerini de hallettmişlerdi. Yoongi iş biter bitmez kendini odasına attı, yatağına uzandı ve sadece biraz uyumayı diledi. Soğuk havalarda uyumak gibi bir hobisi vardı onun. Hatta bazen odasının kaloriferini kapatır üstüne en sevdiği kapşonlusunu giyer ve hafif üşüyerek uykuya dalardı. Fakat şu an onu yapmaya bir hayli üşenmişti. Uykusu geliyordu Yoongi'nin yataktan kalkamadı ve yorganını üstüne alarak gözlerini kapattı.
--
"Hadi kalk hyung saat dört oldu saatlerdir uyuyorsun, odan da havasızlıktan ölmüş. Hem sen Han Nehri'ne gitmeyecek miydin? Daha fazla geç olmadan kalk." Birden konuşarak odaya dalan Jungkook ile yerinden sıçrayan Yoongi gözlerini ovarak, camı açan kardeşine döndü ve telefonunu eline alırken konuştu.
"Böyle uyandırmak zorunda mıydın?" Lafının sonuna doğru esnerken ona gülüp dil çıkaran Kook ile gözlerini devirdi.
"Başka türlü kalkmıyorsun ne yapayım. Hyung ben arkadaşlarımla buluşacağım, sen de kalk hazırlan ve çıkarken de atkını mutlaka al ! Kar yağması bekleniyor." Yoongi'nin cevap vermeyeceğini bilen Kook hızlıca odadan çıkmıştı.
Yataktan kalktığı gibi yüzünü yıkayıp gelen Yoongi, dolabını açtı ve içinden bir siyah pantalon ile siyah bir uzun kollu alıp üzerini değiştirdi. Odasından çıkıp evin kapısına geldiğinde ise uzun siyah kabanını giydikten sonra askılıktan atkısını alıp boynuna geçirdi ve kapının kenarında duran botunu alıp giydi. Şu an dışarı çıkmaya tamamen hazırdı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
i will wait you / yoonjin
Fanfiction"Sen ışık saçıyorsun, ben ise sadece seninle parıldıyorum."
