Merhaba hepinize tekrardan.
Nasılsınız? Umarım iyisinizdirr.
Wattpad'de bir sıkıntı var bu yüzden atarken aşırı tereddüt ettim. Uygulama yine şaşırtmıyor tabii ki.
Bu bölümden sonra bölümleri daha uzun yazacağım bu yüzden bölüm aralıkları biraz uzun sürüyor.
Umarım beğenerek ve severek okuyorsunuzdur. Sizleri seviyorumm. ^^
İyi okumalar.
Şarkı: Blackbriar - Arms Of The Ocean
Adımladığım zeminde karanlık gözlerime misafir oluyordu. O kadar hoş bir uğultu doluyordu ki kulağıma, mest olurcasına değişiyordu bakışlarım bu yolda. Siyah saçlarımın dağılmasına ise izin vermiyordu kafamdaki kapüşon.
Birazdan neler olacağını ve neler olabileceğini biliyordum. Sadece isteklerimin peşinden gidiyordum tam olarak bu anda. Neler olabileceğini kafamda hesaplasam da bunlar sadece tahminlerden ibaretti.
Onun buraya geleceğini biliyordum. Sadece konuşmak istediğimi söyleyecektim. Jeo olarak değil, Jungkook olarak karşısında duracaktım bu sefer. Ben olduğumu direkt olarak anlayacağını her ne kadar düşünmesem de kafamda bir şeyler vardı netleşen ve netleşmekte olan. Beni merak ettiğini biliyordum.
Onunla nehirin orada karşılaştığımız gün, onu takip ederek yapabileceğim en güzel seçimi yapmıştım. Bir şeyleri fark etmesi gerekiyordu. İçindeki parçaları oturtması, karar vermesi gerekiyordu. Bu durumda da her zaman gölge gibi duracaktım hayatında. Beni görüp, bana ışık tutana kadar bunu yapacaktım.
Fakat, bu öyle bir andı ki; bu gölge halimden saniyelik olarak fark edilmek istediğim yegane andı.
Bu yüzden tam olarak burada onu bekliyor, dikkatle etrafıma bakıyordum siyah saç tutamlarım arasından.
Sağ gösterip sol vurmak değildi bu. Yaptığım her hareket onun kararlarını etkiliyordu. Benim verdiğim her karar ise, onun hareketlerini etkiliyordu.
En sonunda bakışlarım bu tarafa doğru yaklaşan bedende durmuş, dikkatli ifadelerim yüzümü ele geçirmişti. Bedenimi ondan olan yöne doğru çevirdiğimde, bu tarafa doğru yürümeye devam ettiğini görmüştüm. Yurda gireceğini anlamıştım zaten. Fakat, bu hareketinin durmasını sağlayacak şekilde ona doğru ilerlemiş ve onun karşısında durmuştum.
Böylece bakışlarımız kesişmişti.
Her ne kadar uzaktan olsa da bana baktığını anlamıştım çünkü kafasını hafifçe yukarı doğru kaldırmıştı. Adımları durduğundan ise, sadece bana bakmaya devam ediyordu öylece. Avcı ve av ikilisi misali sadece birbirimize dikkatle baktığımız o saniyeler bir avcıdan gelebilecek ilk adımı atmıştım.
Ona doğru yürüdüğüm bu yolda, arkamdan bıraktığım her izde derin anlamlar taşıyordum sanki.
Ve ben sadece, yürüdüm.
Yürüdüm ve yürüdüm.
Ta ki, onun önünde durana kadar.
Kafam yavaşça eğildiğinde, siyah tutamlarım arasından sadece mavi irislerine odaklanmıştım. Gecenin bu zifiri karanlığında, ay ışığının vurduğu bu mavi elmas irisler kahverengilerimi yakıp geçmişti. Öylece duruyor ve onun irislerine bakmaktan başka bir şey yapmıyordum.
Korkuyu görüyordum irislerinde. Büyük ihtimalle aklında bir fikir yoktu kim olduğuma dair. Ya da ne amaçla burada olduğuma dair.
Ona anlatmayı diledim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Illimite | Taekook
Fanfiction⠀ ⠀ ⠀ Acımasız bir katilin tek zaafı, bir çift mavi gözden ibaretti.
