Hepinize yeniden merhabaa.
Oy ve yorumlarınızı bekliyorum, sizleri seviyorum. 💘
Ve düşüncelerinizi cidden fazlasıyla merak ediyorum istediğiniz kadar yorum yapabilirsiniz hepsini okuyor olacağım.
İyi okumalaar.
Şarkı: Laurel - Fire Breather
Aşağılara doğru isteyenler, Saweetie & Galxara Sway With Me açabilirler.
21 Ekim
Ufaklık, minik adımlarını geniş salonda dolandırmaya başlamış etrafa gelişi güzel bir biçimde bakarak üst dudağına kıyasla daha şişik olan alt dudağı üzerinden diliyle geçmişti. Buraya alışmış sayılmazdı, henüz. Her ne kadar kadın onu bulalı iki ay olsa da, alışmış sayılmazdı. Sonuç olarak daha hiçbir şey bilmiyor, adının Roxanne olduğundan emin olduğu kadın ile buraya yerleşmişti.
Daha doğrusu kadın, onu buraya getirmiş ve burada yaşaması gerektiğini söylemişti. Belki de ailesi onu arayacak, merak edecekti ama yapılacak hiçbir şey kalmamıştı. Kimseyi görmek istemiyor, konuşmak istemiyordu.
Bu küçücük yaşında ne yapabilirdi ki başka? Annesini özlediğini hissediyordu bir tek. Fakat öfkesi içinde o kadar birikmişti ki; onları bir canavardan farksız görüyordu.
Roxanne ise, onu anladığını söyleyerek hep rahatlatıyordu. İyi davranıyordu ona. Yemeğini yediriyor, uyutuyor ve bir anne gibi davranıyordu bir nevi. Bir prensese benziyordu o ayrıca. Melekten farksız bir prenses gibi görünüyordu. Hep güzeldi. Hiç çirkin bir anına denk gelmemişti zaten iri gözlü.
Adımları salonda dolanmaya devam ediyordu ki, o sırada derin bir ses tonu işitmişti kulakları. Böylelikle kafasını yavaşça kaldırmış kadının keskin gözleriyle karşı karşıya gelmişti. ''Jungkook,'' Demişti adımlarıyla ufaklığa doğru ilerlerken. Siyah uzun dalgalı saçları bordo geceliğine dökülüyordu. Her zaman ki gibi güzel olduğunu düşünüyordu ufaklık. Şaşırmıyordu da. ''Uyanmışsın.''
İri gözlü, kafasını kadını onaylarcasına yukarı aşağı salladığında kadın hafifçe eğilmiş uzun tırnaklı parmakları ufaklığın iki minik elini kavramıştı. Böylece kafası ufacık parmaklara doğru eğilmiş, parlatıcı sürdüğü dudaklarını ufaklığın parmaklarına doğru bastırmıştı hafifçe. Sonrasında kafasını kaldırmış, kahverengi iki iri göze bakmıştı. ''Açsındır sen şimdi, yemek yedirelim sana ufaklığım. Olur mu?''
Karşısında duran minik beden ona iri gözlerle bakmaya devam ediyordu ki kadının söylediği şeylerle kafasını yukarı aşağı sallamıştı hızlıca. Açtı evet, bir şeyler yemeliydi.
Buraya geldiğinden beri kadına karşı ısınmış sayılabilirdi. Sonuçta onunla bu kocaman evdeydi ve doğal olarak ona alışması gerekiyordu. İri gözlüyse, bu yolda adım adım ilerliyordu.
Kadın, siyah uzun tutamlarını arkaya doğru savurmuş çömeldiği yerde dikleşip ufaklığın küçük parmaklarını kavrayarak onu mutfağa doğru götürmeye başlamıştı. Ev ferahtı. Kocaman büyük camlarıyla içeriye güneş ışınlarını misafir ediyor, doğal güzel bir görüntü oluşmasını sağlıyordu. Yürüdüğü mermer zeminden koridorda, en sonunda mutfaktan içeri girmişlerdi. Kadın, böylece parmaklarını tuttuğu bedenin sahibini kucağına almıştı eğilerek. Sonrasında ise koltuğa doğru oturtmuş, kahverengi yumuşak tutamları kemikli parmaklarıyla geriye doğru almıştı.
İri gözlü ise, kafasını kadına doğru kaldırmış onun gözlerine doğru bakmıştı yumuşak bir ifadeyle. Saçının okşanması onu sevindiriyordu. Kadın her zaman yapıyordu ona bunu. Ve her saçlarını böyle sevdiğinde kalın dudakları arasından fısıltıyla, ''Güzel bebeğim.'' Dökülüyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Illimite | Taekook
Fanfiction⠀ ⠀ ⠀ Acımasız bir katilin tek zaafı, bir çift mavi gözden ibaretti.
