Hepinize selamlar.
Nasılsınız bakalım? Umarım iyisinizdir.
Oy ve yorumlarınızı bekliyorum, sizleri seviyorum.
7K.
İyi okumalar dilerim.
Şarkı: Ghost Town - Dracula
Bedenimin içinde bulundurduğum öfke gitgide daha da devleşmeye başlarken attığım her adımda içimdeki ateş daha büyük bir hal alıyormuş gibi hissediyordum. Öyle bir ateşti ki bu, cehennemin kulağına doğru fısıldıyor, ateşimi harmanlıyordu sadece.
Çatılan kaşlarım, sıktığım yumruklarla daha da çatılırken ısırdığım dudağıma bir türlü işkence bırakmadan devam ediyordum sertçe. Uzun bir zaman sonrasında, ilk defa, ilk defa bu kadar sinirliydim. Buraya sırf onunla konuşmak için gelmiş, fakat gördüğüm görüntü beni yerle bir etmişti.
Bu yüzdendi bu sinirim, öfkem. Arkamdan yapılan işler en sonunda yüzüme doğru döndüğünde öfkeme asla sahip çıkamaz, onu zincirleyemezdim. Buna hazırmış gibi, yangına körükle gider ve ateşle bir olarak galip gelmeye çalışırdım her zaman.
Şimdi de bunu yapmak adına yürüdüğüm bu koridorda, Roxanne'ın odasına doğru attığım adımlar gerisinde bıraktığı ateşlerle yüzüme çarparcasına aniden vuran sıcaklığı hissetmiştim yüzümdeki. Bedenim alev alev yanarken, karşıma çıkan beyaz kapıya doğru bakmıştım keskin bakışlarımla. Dilimi yanağıma doğru sert bir hareketle vuruyor, ona da küçük darbeler eklerken gitgide ortamın sıcaklığının arttığını hissediyordum.
Bunun ise şu an hiç ama hiç faydası dokunmuyordu çünkü patlayacak gibi hissediyordum.
Elimi yavaşça kaldırmış, kapı kolunu açtığım gibi sertçe içeri girerken kapı bu sertliğe dayanamamış gibi sertçe duvarla buluşmuştu. Böylelikle odanın içerisinde yankılanan güçlü sesle siyah saçlarımı iki yana dağıtmış, irislerimi odanın içerisinde gezdirmeye başlamıştım hızla.
Görmüştüm.
Onun mavi gözlerini, teninin başka tenlere değdiğini.
Karşımda durmuştu ve beni fark etmese bile teninin mahremliğini, diğer tenlere sunmuştu. Bunu ise onun bilerek yaptığına yemin edebilirdim. Bu durumun farkındalığı ise, beni sadece daha da mahvediyor içim içimi yiyordu.
Bu yüzden sadece beklemiş, içimde duran kurtları her ne kadar zor olsa da zincirlerine hapsetmiş ve beklemiştim. Sinirimin getirdiği zevk duygusu, onu salma isteğimi körüklese de zekiyi oynamam gerekiyordu. Hatta oynamak değil, direkt olarak zeki davranmalıydım. Onunla konuşmak için gelmiştim evet, yine de, amacımdan farklı bir harekette bulunmam bu durumu sadece daha da kötüleştirirdi. Daha da mahvederdi.
Böylelikle kendimi olabildiğince sessizleştirmiş, şeytanlarımı kurtlarımla beraber bir kafese tıkarken çatılmış kaşlarım normale dönmüştü. Bu durum ise beni dehşet, dehşet derecede zorlamıştı sadece.
Öyle ki en sonunda odaya giren kadın bedenini hissetmiş, kafamı yavaşça ona doğru çevirdiğimde sinirli bakışlardan ziyade oldukça normal; açık gözlerle bakmıştım bana bakan gözlere. Biliyordum, bilerek bir yerlerden beni yakalamaya çalışacaktı.
Belki beni uçuruma çekecek, boğulmamı sağlayacaktı.
Fakat bilmediği çok fazla şey vardı.
''Hoş geldin, seni beklemiyordum.'' Dedi odanın kapısını yavaşça kapattığı sırada. Böylece yanımdan geçip gitmiş, koltuğuna doğru ilerlerken ellerim bulmuştu ceplerimi kaçarcasına. Bakışlarım onun bakışlarında kenetli kalmaya devam ederken kafamı yavaşça yana doğru yatırmış, yavaşça dudaklarımı yalamıştım hafif işin içine yumuşak bir tutum katarken.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Illimite | Taekook
Fanfiction⠀ ⠀ ⠀ Acımasız bir katilin tek zaafı, bir çift mavi gözden ibaretti.
