Aloo kıyamet yakındır iki günde 4 bölüm alooooooooo
Ruel: Sana söylemiştim demek istemediğim bir konu bu
Ruel: ama sana söylemiştim
Ruel: Matt'in durmayacağını söylemiştim
Ruel: evde misin
Ruel: sana geliyorum
*
Zoey'nin Matt'in uzaklaşma almasına sebep olmasının üstünden yalnızca beş gün geçmişti. Üç gün boyunca Zoey ile okula gidip gelirken ve ortak derslerimizde en az seviyede konuşuyorduk. Ancak dün daha fazla böyle olmak istemediğimize karar verdik, göle gidip biraz oturduk ve konuştuk. Zoey hatasının farkındaydı ve ikimiz de birbirimizden özür diledik, ben de özür diledim çünkü beni düşünerek hata yaptığını bildiğim halde onunla üç gün boyunca konuşmamıştım.
Ve sonra bugün Matt hamlesini yaptı, sosyal medya hesaplarında Zoey'nin babasının kim olduğunu ve ailesinde neler yaşandığını anlattı. Bunların normalde kimseyi ilgilendirmesi gerekmez ancak 14-18 yaş aralığındaki ergenlerin hakim olduğu bir lisede işler öyle yürümüyor.
Herkes konuşmaya başladı.
Öğleden sonra Zoey ile ortak dersimiz yoktu ve olanları öğrendiğimde onun çoktan eve dönmüş olduğunu fark ettim. Şimdi ise evine sürüyordum. Büyükannesinin evde olmamasını umuyordum ama ne olacağını gerçekten bilmiyordum. Son dönüşte direksiyonu sağa kırdım ve evlerinin olduğu caddeye girdim. Eski beyaz evin önüne arabanı park ettim ve inmeden önce birkaç nefes alıp verdim.
Sonunda kendimi yeterince hazır hissettiğimde arabadan indim. Bahçelerindeki kırıklarla dolu taş yolda ilerleyerek kapılarına ulaştım ve zile bastım.
Birkaç saniye beklemem gerekti ama sonunda kapının ardındaki adım seslerini duydum. Yaşlı bir kadın kapıyı açtı, Zoey'nin büyükannesi.
"İyi günler efendim, Zoey ile ortak bir ödevimiz var. Kendisiyle görüşebilir miyim?" Evet bir profesyonel gibi yalan atmaya başlamıştım, böyle devam et Ruel, böyle devam et.
Gri, Zoey'nin dümdüz siyah saçlarının aksine kuvırcık saçlara sahip kadın beni baştan aşağı süzdü. "Zoey rahatsızmış, kimseyi kabul etmek istemiyor."
Gülümsedim. "Ah, ama bu ödev hakkında çok acil konuşmamız gerekiyor. Beş dakika yeter."
Sevimsiz kadın birkaç saniye öylece bakmaya devam etti. Ardından omzunun üzerinden evin içine doğru seslendi. "Zoey, burada seninle görüşmek için gelmiş bir oğlan var! Ödev falan için gelmiş!"
Zoey'nin adım sesleri duyulduğunda kadın dik bakışlarını benden çekerek arkasını döndü ve evin içine girdi. Zoey'nin yanından geçerken de mutfağı toplaması gerektiğine dair bir şeyler söyledi.
Zoey sonunda kapıda karşıma geldiğinde gözlerinin kıpkırmızı olduğunu fark ettim. Boğazımı temizledim. "Biraz yürüyelim mi?"
Kafasını onaylar biçimde salladı ve üstüne bir şey almadan kapıyı çekti. Yürüyüş yolundan caddeye çıkana kadar ikimiz tek kelime etmedik.
"Söylemiştin biliyorum. Matt konusunda beni uyarmıştın."
Hiçbir şey demedim. İçini dökmesini bekledim.
"Aptalca bir şey yaptığımın farkındayım. Benim zarar görmemi istemediğini de söylemiştin."
Duraksadı. Sanırım olanları düşünüyordu.
"Şu an ne kadar üzgün olduğumu tahmin bile edemezsin. Herkes babamın bir katil olduğunu biliyor, üstelik..."
Onu durdurmam gerektiğini anladım çünkü sesi sona doğru çatlamaya başlamıştı. "Şş, sorun yok. Üzgünsün biliyorum. Ama hiçbiri senin suçun değil Zoe, babanın kim olduğu ve ne yaptığının seninle en ufak bir ilişkisi bile yok." O sırada Zoey'yi elinden çekerek yolun kenarındaki banka oturttum.
"Üzülmekte haklısın, yerinde kim olsa üzülürdü. Yaşadığın şeylerin kolay şeyler olmadığını biliyorum ama sen tanıdığım en güçlü insansın."
"Hayır değilim. Artık güçlü olamıyorum Rue. Deniyorum ama bir yerlerden çatlıyorum gibi. Skye ve omzumdaki bu sorumluluklar...hepsi bazen çok fazla geliyor. Beni anlıyorsun değil mi?"
Anlıyordum. Onun sorumluluğu Skye'dı. Artık annesi ve babası burada değildi. Benimkiler ise buradaydılar ama aslında yoklardı. Coco'yu kaybetmiştik ve dağılmış bir ailede kendi başıma ayakta kalmaya çalışıyordum. Annem ve babam benim sorumluluğundaydı çünkü artık ikisi de normal değillerdi. Babam sabaha karşı, canı isterse, sarhoş olarak eve geldiğinde ya da annem gece yarısı bağırarak ağlamaya başladığında ikisi de benim sorumluluğumdu.
Zoey Skye'a sahipti, benim ise hiçbir şeyim yoktu. Zoey'den başka...İşte anda Zoey'ye neden bu kadar bağlandığımı anladım. Onu hem Coco'nun hem de anne babamın boşluklarını doldurmak için kullanıyordum. Bütün ilgimi ve sevgimi ona veriyordum çünkü benim ilgimi verebileceğim başka biri yoktu.
Zoey benim önceliğimdi. Ve her şeyimdi. Coco'yu kaybettikten sonra o (Zoey) okula geldiğinden beri böyleydi bu.
"Zoey, seni anlıyorum. Seni anlayabileceğimi biliyorsun. Ne olursa olsun en kötüsü geride kaldı. Her şey geçti ve geçmeye devam edecek. Yaşadığın tüm korkunç şeyleri tek başına aştın. Şimdi birkaç kişinin dedikodusuyla ya da seni üzmeye çalışmasıyla uğraşmak zorundasın. Bunu aşamayacak biri değilsin sen." Nefesimi bıraktım. "Bana sahipsin Zoe, bu sefer bana sahipsin ve eğer daha fazlasını kaldıramayacağına karar verirsen senin için ben kaldıracağım."
Zoey kafasını kaldırdı ve yaşla parlayan gözlerini gözlerime sabitledi.
Konuşmaya devam ettim. "Birlikteyiz, ne olursa olsun birlikte aşacağız. Buradan uzaklaşmamıza sadece birkaç ay kaldı. Sonra başka bir şehirde olacağız. Aramızda en fazla birkaç saat olacak ve bu kasabadan yüzlerce kilometre uzaklaşmış olacağız."
Kafasını salladı ince işaret parmaklarının üst kısımlarıyla gözlerini kuruladı.
Alnımı alnına yasladım ve gözlerimi kapattım. Bir süre öyle kaldık ve sonunda hala o şekildeyken Zoey konuştu.
"Bunların olacağını bilseydim yine de o kamera kayıtlarını okula verirdim."
Ağzımdan gülmenin başlangıcı olan o ses çıktı. Zoey de gülmeye başlayınca gülmeye devam ettim. "Hiç aklın yok mu senin?"
"Konu sen olduğunda Rue, hiç yok."
Uzanarak Zoey'yi öptüm.
Boktan şeyler yaşabilirdik ama birlikte olduğumuz sürece ayağa kalkmanın bir yolunu bulacaktık. Birbirimize sahip olduğumuz sürece başka hiçbir şeyin önemi yoktu.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.